TÜRKŞEKER EĞİTİMİ KONUŞMA METNİ, MART 2024
Türkşeker’in Değerli Genel Müdürü ve Kıymetli Yöneticileri,
Sendikamızın Çok Değerli Sendika Yönetim Kurulu,
Türkşeker’i Emeği ve Yüce Gayretiyle Var Eden Çok Kıymetli Çalışan Kardeşlerim,
Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz, onur verdiniz.
Grand Şeker Otel’de büyük bir Ailenin fertleri olarak burada, bir arada olmanın memnuniyeti içerisindeyiz. Gerçekleşecek eğitim programlarının sanayimize, sektörümüze ve ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.
Konuşmamın hemen başında, yanı başımızda tarifi imkânsız acılar yaşanan Gazze’deki büyük vahşet ve katliamı kınıyorum, lanetliyorum.
Diğer taraftan, ekmeğini kazanmaya çalışırken aramızdan ayrılan işçi kardeşlerimizin büyük acılarına maalesef acı eklenmeye devam ediyor. Sanayimizde iş kazalarında yaşamlarını yitiren tüm kardeşlerimi rahmetle anıyor, hepimize başsağlığı diliyorum.
Değerli Genel Müdürüm, Kıymetli Kardeşlerim,
Şeker-İş Sendikası olarak geçtiğimiz ay Sendikamızın 61. yıl dönümünü geride bıraktık. Bu süre zarfı içerisinde önce büyüklerimiz, öncülerimiz; sonra da bizler dünden bugüne, “milli üretimi güçlendirme” çabasını sürdürdük. Toplumsal mücadele sendikacılığı temelinde, şeker çalışanlarının hak ve özgürlükleri esas olmakla birlikte, ülke ve toplum yararını her zaman birinci öncelik saydık. Ülkemizde bir toplum mühendisliği ürünü olan şeker sanayi, aslında bir gelecek meselesiydi. Buradan hareketle de hep şuna inandık:
Nefes almadan, nefes olunmaz!
*
Bir şirketin, bir kurumun devamlılığı ve gücü muhakkak ki onu var eden tüm koşulların istikrarından gelir.
Var olma zorunluluğu, çoklu bileşenlerin eş zamanlı ahengiyle mümkün olabilir.
Burada konu, “ülke sektörünün kutup yıldızı TÜRKŞEKER” olduğunda ise mesele daha da ciddi bir hal alıyor.
Hepimiz biliyoruz: 2000 yılında özelleştirme kapsam ve programına alınan kamu şeker fabrikaları 2006, 2008, 2009, 2011 ve 2018 yıllarında kamuoyunda ciddi bir tartışma ve değerlendirme şansı olmaksızın elden çıkarılmak istendi. Buradaki tercihi ister bir devlet politikası ister yönetimsel bir karar olarak değerlendirelim, biz şeker fabrikalarını devletin sırtına kambur olarak gören, özelleştirmeyi tek çözüm yolu olarak tayin eden tercihlerin hep karşısında durduk.
2004 yılında Şeker Kurumu kapatıldı, sektör denetimsiz bırakıldı. Anayasa Mahkemesine taşıdığımız cansiperane mücadele sonucu tekrar işlerlik kazandı. Keza, 2017 yılı Şeker Dairesi’nin Tarım ve Orman Bakanlığa bağlanması sürecinde de gerek kamuoyu gerekse de idari kademelere kurumun korunmasına yönelik tüm bilgilendirmeleri yaptık. 2018 yılında, özelleştirme tarihinde görülmemiş bir hızla, 36 güne sıkıştırılan bir girişimle karşılaştığımızda; meselenin birden fazla yönüyle mücadele ettik.
Mesela bunlardan biri, devir öncesinde, alıcılar lehine, rant aktarımının önüne geçilmiş olmasıdır. Üretim odaklı bir ihale tasarımının uzağında işletilen süreçte, Sendikamızın çalışmaları neticesinde, Özelleştirme İdaresi’nce zeyilnameler hazırlanması sağlanmıştır. Böylece, pek çok fabrikanın özelleştirme kapsamındaki arazi miktarları, neredeyse yarı yarıya düşürülmüştür.
Bir diğeri düşük üretim yapan fabrikaların, kotalarını kaybetmemek adına “mücbir sebep” kisvesi altına sığınmaları olmuştur. Bu süreçte de özelleştirme akabinde bazı fabrikaların düşük gerçekleşen üretimleriyle ilgili Sendikamız açtığı kota davalarıyla sürecin her daim takipçisi olmuştur.
Çünkü biliyoruz ki, ülkemizde pancar tarımı ve pancar şekeri sektörü, üretici ve çalışanlarıyla önce TÜRKŞEKER ve daha sonra da ŞEKER KURUMU’nun önderliğinde ilerlemiştir. Keza bu nedenle de halen şeker kurulunun gerekliliğini ve bu boşluğun giderilmesi gerektiğini savunuyoruz.
*
Keza yine 14 yıl boyunca, NBŞ kotasının düzenli olarak arttırılması karşısında idare kararlarına davalar açılmış, kamuoyu oluşturma çalışmalarımız çetin mücadelelerle devam etmiştir. Nihayetinde 2018-2019 yıllarına gelindiğinde mücadelemizdeki haklılığın bir kabulü olarak kota oranları; önce yüzde 5, sonrasında yüzde 2,5 olmak üzere azaltılmıştır.
*
İşte tüm bu süreçlerde, başta “irademiz” olmak üzere “hukuk” her zaman en sağlam dayanağımız olmuştur. İnsanların büyük bir çoğunluğu dünyayı kurtaracak bir kahraman gelecekmiş gibi büyük bir hareketsizlik içerisinde sadece seyretmektedir. Oysaki öyle olmayacağını hepimiz biliyoruz. Çözümün anahtarı bizde ve tercihlerimizdedir.
İşte bu noktada yaşanan her zorlukta ve mücadele de, siz kıymetli çalışanların dik duruşu, birliği, beraberliği, işyerlerini sahiplenmeleri takdire şayandır.
Bundan sonraki süreçte de sadece ekmeğimiz için değil;
İşyerlerimizin devamlılığını korumak,
Gelecek nesillerimizin güvenliğini savunmak,
Ülke sosyal dokusunun, istihdamın, entegre üretim yapısının ve katma değerinin korunması adına da üretmek, çalışmak zorundayız.
Emaneti korumak, elimizdeki mirası büyütmek, milli üretimi sahiplenmek misyonuyla, hem Türkşeker yönetiminin, hem de biz çalışanların özellikle bugünkü konjonktürde sorumluluğumuzun ziyedesiyle arttığının farkında olması gerekmektedir.
2024 Türkiyesi’nde sadece sanayi çarklarının dönmesi yeterli değildir kıymetli kardeşlerim.. Yapay zekadan dijitalleşmeye, karbon ayak izinden ikiz dönüşüme odaklanan bir dünya da “sadece üretiyoruz o hal de varız” diyemeyiz.
Bundan sonra da diyemeyeceğimiz açık ve net olarak gözükmektedir.
İşyerlerimizde nitelikli ve donanımlı istihdam profiliyle EN VERİMLİYİ, EN ÇEVRE DOSTU UYGULAMALARI, SOSYAL DİYALOĞA DAYALI YÖNETİM MODELLERİNİ UYGULAMAK; İNSANA YAKIŞIR VE HUKUKİ ÇALIŞMA KOŞULLARINDAN ÖDÜN VERMEMEK ZORUNDAYIZ.
Bu gerçek karşısında, son yıllarda Türkşeker’in, konuşmamın hemen başında bahsettiğim; eşgüdümlü ideal unsurlardan nasıl uzaklaştığımızı ve bu yanlış gidişi halen sürdürmeye devam ettiğimizi vurgulamak durumundayız.
Baktığınızda, 2023/24 kampanya öncü göstergeleri de dâhil olmak üzere son 10 yıllık performansın tatmin edici olmadığı görülmektedir. Bedeli ödenen-işlenen pancar farkının azaltılması, yakıt tasarrufu ve melasta kalan şekerin azaltılması öncelikli olarak ele alınması gereken meselelerdir. Bununla beraber büyük kaynak kaybına neden olan arıza ve duruşların minimuma indirilmesi gerekmektedir. “Nitelikli istihdam ve ileri teknoloji yatırımlarının devreye alınması” halinde de daha ileri hedeflerin gerçekleştirilebileceği açıktır.
Fabrika meydanından başlayan ve şekerin torbaya alınması da dâhil tüm süreçlerde, işgücünün nitel ve nicel yeterliliği başta gelmektedir.
- Hassas işletme şartlarının sağlanması,
- arızaya meydan vermeyecek şekilde bakım işlemlerinin yürütülmesi,
- arızaların gecikmeksizin giderilmesi, dolayısıyla daha fazla şekerin torbaya girmesi,
ve
-daha az yakıt tüketimi, taşeron değil kendi kalifiye çalışanımızın gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Bununla birlikte, şekere dönüştürülebilen kayıpların, pozitif maddi varlığa dönüşmesi için “rasyonel” bir maliyet-fiyat ilişkisinin kurulması önem arz etmektedir. Potansiyel fayda kalemlerinin gelir ve tasarrufa dönüşümü; harcamaların azaltılması veya gelirlerin artırılmasına katkı sağlaması bakımından önemlidir.
Fabrikaların enerji verimliliğinde her yüzde 5 oranındaki artış, şeker maliyetlerini yaklaşık yüzde 1 oranında düşürmektedir. Enerji sarfiyatı, önemle üzerinde durulması gereken bir gider kalemidir. Fiili üretim yapılan fabrikalarımızda işlenen şeker pancarı için, birim başına kullanılan enerji miktarlarında “fabrikalar arasında” ve “aynı fabrikada” yıllar bazında önemli farklılıklar bulunmaktadır. 2022 yılı Sayıştay denetim raporunda da yer alan şu tespitler önemlidir:
14 fabrikanın 7’sinde doğalgaz, 4’ünde kömür, 3’ün de ise fuel-oil yakıt olarak kullanılmaktadır.
Ton şeker pancarı başına enerji sarfiyatına bakıldığında, kömürü kullanan Ilgın, Yozgat, Kastamonu ve Susurluk fabrikalarının doğalgaz kullanan fabrikalara göre ton başına en az iki kat fazla elektrik sarfettikleri görülmektedir.
Satın alınan kömürün kalorisi ile bu kömürün kullanılması yoluyla elde edilen kalori miktarı arasında önemli oranlarda farklılıklar vardır.
Bu fark yüzde 35’e kadar çıkmakta ve 141 bin ton kömüre karşılık gelen kayıp oluşturmaktadır.
Üretimde kullanılan elektrik sarfiyatının sürdürülebilir olması ve çevre kirliliği ile karbon emisyonlarının azaltılması için; kömür ve fuel oilden elektrik üretimine ivedilikle son verilmelidir.
İlk etapta mümkünse doğalgaz kullanımına geçilmeli, akabinde stratejik planlama ile fabrikaların uygun alanlarının da varolduğu gözetilerek güneş enerjisi yatırımının planlanması sağlanmalıdır.
Böylelikle uzun vadede elektrik maliyetlerinin ciddi bir şekilde düşürülmesi sağlanacaktır.
Geçiş sürecinde kömür alımına dair ihalelerin titizlikle takibi, fabrika yönetimi ve çalışanların enerji verimliliği ve çevresel etki ile zararlar konusunda eğitime tabi tutulmaları gerekmektedir.
Buradan hareketle de TÜRKŞEKER’de Sürdürülebilirlik Raporu hazırlanması ve uygulamaya geçirilmesi konusunda bir çalışma grubunun oluşturulmasını önermekteyiz.
*
Yanı sıra Sayıştay Denetim Raporu; Türkşeker’in insan kaynağındasözleşmeli personel sayısında yüzde 66 düzeyinde artış kaydedilmesi karşısında;
- işçi sayısında yüzde 7.34 oranında düşüşe ve
- yüklenici işçi sayısında yüzde 5.64 oranında artışa dikkat çekmiştir.
Türkşeker’de bugün takriben 5000 asıl fabrika çalışanı karşısında 6000’ini aşkın taşeron işçi çalışmaktadır.
Sanayimizde yargı kararlarına rağmen asıl işlerde alt işveren işçisi çalıştırılmaya devam edilmesi çok ciddi bir soruna dönüşmüştür.
TÜRKŞEKER 2018 yılı Sayıştay denetim raporunda da neredeyse tümü “temizlik” adı altında üretimde çalıştırılan işçi sayısının bu kadar yüksek olması, KABUL EDİLEMEZ BİR UYGULAMADIR denmiştir. Fakat aradan geçen sürede hiçbir olumlu değişim olmamıştır.
TÜRKŞEKER tarafından yürütülen faaliyetlerde asıl işi oluşturan hizmetler için ihale yoluyla işçi temini yoluna gidilemeyeceği, aksi uygulamanın yargı kararı aksine işlem tesisi ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine aykırılık doğuracağı açıktır. 4857 sayılı İş Kanunu sistematiğine göre de, kural olan, işverenin asıl ve yardımcı işlerini, kendi işçileri ile faaliyetini yürütmesidir. Asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işte, alt işveren uygulaması ile işçi çalıştırması ise istisnai bir durumdur.
Öte yandan, özelleştirme kapsam ve programından çıkarılan 15 fabrika ile yeniden iktisadi devlet teşekkülü statüsüne dönen TÜRKŞEKER’de, uzun dönemli stratejik planlamanın yapılması gerekmektedir. Bu nedenle, TÜRKŞEKER bünyesinde ivedilikle bir Stratejik Plan çalışma grubu oluşturulması, bu çalışma grubuna Sendika’dan da temsilci dahil edilmesi yerinde olacaktır.
Ayrıca son dönemde özellikle bazı fabrikalarda, deneyimli personel emekliliğe sevk edilerek, alt işveren işçisi olarak aynı işini sürdürmeye teşvik edilmektedir. İş Kanunu hükümlerinin açıkça ihlal edilmesi anlamına gelen bu uygulamanın bazı fabrikalarda bizzat yöneticiler tarafından teşvik edilmesi, önümüzdeki yanlışı daha da büyütmektedir.
Bu nedenle; Stratejik Plan ve buna uygun personel yapılanması ihdas edilmesi, nitelikli kadrolu ve sürekli işçi sayısının gereken şekilde artırılması gerekmektedir.
Asıl işlerde alt işveren işçilerinin hizmet alımı yoluyla çalıştırılmasına ivedilikle son verilmelidir.
Son sözle, TÜRKŞEKER’imize yakışır ivmeyi yakalamak için, Şeker sanayinin geleceği için, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına güç katmak için ve milli üretimin güvenliği için,
Bizlere, Sizlere, Kurumlarımıza çok fazla iş düşmektedir.
Bu düşüncelerle; ele aldığımız tüm sorunlarımızın çözüme kavuşturulacağına, ortak akılla aydınlık yarınları kucaklayacağımıza yürekten inanıyorum.
Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.



