Logo 1 Logo 2 EFFAT IUF
04.08.2026 5 tekil ziyaret

TÜRKŞEKER 100. YIL SEMPOZYUM VE ÇALIŞTAY GENEL BAŞKAN İSA GÖK’ÜN AÇIŞ KONUŞMASI METNİ NİSAN 2026

Sayfayi Paylas


TÜRKŞEKER 100. YIL SEMPOZYUM VE ÇALIŞTAY GENEL BAŞKAN İSA GÖK’ÜN AÇIŞ KONUŞMASI METNİ

 NİSAN 2026

Sayın Bakanım/Bakan yardımcım, TÜRK-İŞ’imizin kıymetli genel başkanı,

Türkşeker’in Değerli Genel Müdürü ve Kıymetli Yöneticileri,

Çok değerli Türkşeker ve Şeker-İş Ailesi,

Ülkemiz şeker sanayinin değerli paydaşları,

Değerli Hocalarımız, Saygıdeğer Misafirler, 

Kıymetli Emekçi Kardeşlerim,

Bugün burada, Cumhuriyetimizin dev kurumlarından biri olan Türkşeker’in 100. yılı vesilesiyle bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bu tarihî dönemeçte, asırlık emeğin, kurumsal birikimin ve millî üretim iradesinin temsilcileri olarak bu anlamlı gururu sizlerle paylaşmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Sanayimizin 100 yıllık onurlu yolculuğunda, Türk şeker sanayisinin öncüsü Nuri Şeker’den bugüne emeği geçen tüm kurucu liderlerimizi, devlet adamlarımızı, sanayi ve sendika yöneticilerimizi ve her kademede alın teri döken çalışanlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Ebediyete irtihal edenlere Yüce Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sağlık ve huzur diliyorum.

Ayrıca bu kıymetli programın hayata geçirilmesine katkı sağlayan herkese en içten teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum.

Değerli Konuklar,

Tarihî bir hakikat var ki, bugün 100. yılını idrak ettiğimiz bu büyük hamle, sıradan bir sanayi yatırımı asla değildir. Bir milletin küllerinden doğarken, ekonomisini de bağımsızlaştırma iradesini tarihe mühürlediği “kararlılığın adı”dır.

Aynı zamanda TOPRAKLA MAKİNEYİ, ÇİFTÇİYLE İŞÇİYİ, ALIN TERİYLE AKLI “AYNI POTADA BULUŞTURAN BU BÜYÜK ATILIM” kırsal kalkınmanın omurgasını kurmuştur.

Şeker fabrikaları Anadolu’da modernleşmenin sessiz mimarları olmuş; bu fabrikalar milli üretimini gerçekleştirirken; KÜLTÜR, DAYANIŞMA VE AİDİYET DE ÜRETMİŞTİR.

Bugün ise içinde bulunduğumuz çağda, böylesine değerli ve köklü bir mirası konuşurken, dünyayı ve dolayısıyla sektörümüzü “doğru değerlendirmek” bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. ÇÜNKÜ ARTIK MESELE YALNIZCA ÜRETMEK DEĞİL; NASIL ÜRETTİĞİMİZ, NEYİ KORUDUĞUMUZ VE GELECEĞE NE BIRAKTIĞIMIZDIR.

Kıymetli Katılımcılar, Son on yılda küresel düzen, ardı ardına gelen sarsıntılarla adeta fay hatları kırılmış bir zemine dönüşmüştür. Pandemiyle başlayan süreçle birlikte enerji krizleri, bölgesel çatışmalar ve bugün peş peşe patlak veren savaşlar ise artık açık bir gerçeği ilan etmiştir: ÜRETİM VE GIDA GÜVENLİĞİ, SALT EKONOMİK BİR MESELE DEĞİLDİR; DEVLETLERİN BEKASINI DOĞRUDAN İLGİLENDİREN BİR MİLLİ GÜVENLİK MESELESİDİR.

Tam da bu yüzden, dünyanın herhangi bir köşesinde yükselen bir istikrarsızlık artık yalnızca yerel bir sorun olarak kalmamaktadır. Küresel sistemin birbirine düğümlenmiş yapısı içinde, bir bölgede kopan fırtına kısa sürede tüm gezegeni etkileyen bir dalgaya dönüşmektedir.

Bugün Ortadoğu’da yükselen kaos, yalnızca o coğrafyanın semalarını karartmakla kalmıyor; dünyanın dört bir yanına yayılan, görünmez ama her damarda hissedilen bir fırtınaya dönüşüyor. Petrol fiyatlarından gıda raflarına, ticaret yollarından siyasi dengelere kadar her yapı, bu fırtınanın ritmiyle titriyor, savruluyor, yeniden şekilleniyor.

Benzer şekilde iklim değişikliği de artık teorik bir tartışma başlığı olmaktan çıkmış; pancar üretiminden su yönetimine kadar hayatın en somut alanlarına dokunan sert bir gerçekliğe dönüşmüştür.

Kuraklık, daralan su kaynakları ve giderek şiddetlenen aşırı hava olayları, tarımsal üretimin ritmini değiştirmekte; planlamayı ve kaynak kullanımını yeniden şekillendirmektedir.

Artık tarlada alınan her karar, gökyüzünün değişen diliyle birlikte düşünülmek zorundadır.

Tam da bu eksende dünya ekonomisi de yeni bir yön arayışına girmiştir. Bu yeni dönemde devletler, kritik sektörlerde ÜRETİM YETENEĞİNİ YENİDEN KENDİ SINIRLARI İÇİNDE SAĞLAMLAŞTIRMA YOLUNA GİTMEKTEDİR.

Yine son on yılda küresel sistem yalnızca jeopolitik değil, teknolojik bir dönüşüm de yaşamaktadır. Küresel rekabet sadece maliyetle değil; dijital kapasiteyle ölçülebilir bir kavrama dönüşmüştür. Yapay zekâ destekli planlama, büyük veri analitiği ve akıllı üretim sistemleri SANAYİNİN YENİ STANDARDINI oluşturmaktadır.

Elbette Türkiye de bu büyük dönüşümün dışında değildir.

Sanayide dijitalleşme; verimlilik artışı ve maliyet disiplini sağlamakla birlikte, ÇALIŞANLARIN BİLGİ VE BECERİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİNİ VE SOSYAL DİYALOĞUN GÜÇLENDİRİLMESİNİ ZORUNLU KILMAKTADIR.

Bununla birlikte bu süreç, iş gücünde nitelik dönüşümünü de kaçınılmaz hâle getirmektedir. Artık üretim yalnızca bedensel güçle değil; dijital okuryazarlıkla, veri temelli karar alma kabiliyetiyle ve ileri teknik yetkinliklerle yürütülmektedir.

TÜRKŞEKER Stratejik Planı’nında da işaret edildiği üzere, üretim altyapısının modernizasyonu ve dijital dönüşümün hızlandırılması artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Ancak burada altını özellikle çizmek isterim: EĞER ÇALIŞANLAR BU SÜRECİN MERKEZİNE YERLEŞTİRİLMEZSE, DÖNÜŞÜM KESİNLİKLE EKSİK KALACAKTIR. Bu nedenle çalışanlar açısından atılması gereken adımlar çok önemlidir.

Öncelikle, mesleki eğitim programları dijital yetkinlikleri kapsayacak şekilde güncellenmelidir. Üretim personelinden teknik kadrolara kadar herkesin veri okuryazarlığı, otomasyon sistemleri kullanımı ve temel siber güvenlik farkındalığı konusunda desteklenmesi gerekmektedir.

İkinci olarak, dönüşüm sürecinde çalışanların kaygılarını azaltacak sosyal diyalog mekanizmaları güçlendirilmelidir.

Nitekim sendikamızın kısa süre önce değerlendirdiği anket çalışmasında da ortaya konduğu üzere; çalışanlar artık yalnızca ücrette değil; ALGORİTMİK KARARLARIN ŞEFFAFLIĞINI, İKLİM DİRENÇLİ ÇALIŞMA KOŞULLARINI, DİJİTAL MAHREMİYETİN KORUNMASINI VE TEKNOLOJİK DEĞİŞİMLERDE SÖZ HAKKINI TALEP ETMEKTEDİR.

Şeker işçisi, yapay zekânın ve iklim krizinin şekillendirdiği bu yenidünyada birer edilgen nesne değil, haklarını veriye ve hukuka dayalı savunan sistemin en önemli özneleri olarak konumlandırılmalıdır.

Üçüncü olarak, teknik personelin sektöre kazandırılması hızlandırılmalı, SANAYİMİZİN KENDİ GÜÇLÜ KADROLARIYLA TÜRKŞEKER ve ülkemiz şeker sektörüne yakışır üretim sağlanmalı; tecrübeli çalışanlarımızın bilgi birikimi kurumsal hafızaya dönüştürülmelidir. Kuşaklar arası bilgi aktarımı dijital platformlarla desteklenmelidir.

Yine, iş sağlığı ve güvenliği standartlarının dijital izleme sistemleriyle desteklenmesi, çalışan memnuniyetinin ölçülebilir hâle getirilmesi ve sürekli eğitim kültürünün yerleşmesi bu sürecin temel unsurları olacaktır. Dijitalleşmenin bir diğer boyutu siber güvenliktir. Kritik üretim tesislerimizin veri güvenliği ve sistem bütünlüğü, ulusal güvenlik perspektifiyle ele alınmalıdır.

Kısaca ifade etmek gerekirse; ŞEKER-İŞ SENDİKASI OLARAK BİZLER, DÖNÜŞÜMÜ “EMEĞİ GÜÇLENDİREN” BİR SÜREÇ OLARAK GÖRMEKTEYİZ.

Kıymetli Konuklar, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken; şeker sanayimizin önünde teknolojik dönüşüm kadar küresel rekabetin meydan okumalarının da bulunduğunu görmekteyiz.

Nitekim AB–Mercosur Anlaşması’nın 190 bin ton şekerin gümrüksüz olarak AB pazarına girmesine olanak tanımasıyla derinleşen yeni ticaret dengeleri karşısında, mesele artık yalnızca fiyat rekabeti değildir.

MESELE; ÜRETİM KAPASİTESİNİN, TARIMSAL SÜREKLİLİĞİN VE EMEĞİN KORUNARAK GÜÇLENDİRİLMESİDİR.

Bu noktada yönümüz açıktır: Geçici maliyet avantajlarına dayalı bir ithalat kolaycılığı değil; verimliliğini artırmış, teknolojik olarak tahkim edilmiş, kendi üretim zincirine yaslanan güçlü bir üretim zemini olmazsa olmazdır..

Kuralsız ve sınırsız bir serbestiyet anlayışı değil; sosyal yükümlülükleri, çevresel sorumluluğu ve emeğin hakkını gözeten dengeli bir ticaret mimarisi kurulmalıdır. Ve elbette rekabetten kaçan değil; rekabeti çalışanının güvencesiyle birlikte kuran bir sanayi düzeni gerçekleşmelidir.

Tam da bu çerçevede ihtiyaç duyduğumuz yaklaşım, ADİL GEÇİŞ STRATEJİSİDİR. Verimlilik artışı sağlanırken istihdamın korunması, çevresel sürdürülebilirlik hedeflenirken üretim kapasitesinin zayıflatılmaması, rekabet baskısı artarken sosyal hakların gerilememesi bu stratejinin temelidir.

Nitekim şeker sanayimizin dinamiklerini çok iyi biliyoruz: Dalgalanmalardan etkilenir, ama güçlü bir dayanıklılığa sahiptir; krizleri içine alır, ama varlığını sessizce sürdürür. Bu nedenle, bu sektörün yönetimi, sıradan piyasa tepkileriyle değil; öngörüyle, stratejik sabırla ve uzun vadeli akılla şekillendirilmelidir.

Aynı zamanda, şeker fabrikaları bünyesindeki alkol üretimi, makine imalatı ve elektromekanik sistemlerle ayrıca "yan ürün üretimindeki çeşitliliği ile ekonominin sessiz çalışan altyapısına sahip olmak ayrı ve özel bir önemi hak etmektedir. BU YAPININ BİR BÜTÜN OLARAK KORUNMASI VE GÜNÜN ŞARTLARINA GÖRE GELİŞTİRİLMESİ, GELECEĞİMİZE YÖNELİK BÜYÜK BİR YATIRIM OLARAK GÖRÜLMELİDİR.

Keza yine YÜKSEK YOĞUNLUKLU TATLANDIRICI İTHALATI VE NİŞASTA BAZLI ŞEKER ÜRETİMİ KONUSUNDA İSE MESELE YALNIZ EKONOMİK DEĞİLDİR. BU ALAN, “İNSAN SAĞLIĞI VE GIDA GÜVENLİĞİ” İLE PİYASA REKABETİ ARASINDAKİ HASSAS ÇİZGİDİR.

Küresel ölçekte DOĞAL İÇERİK EĞİLİMİNİN GÜÇLENDİĞİ bu dönemde, yerli şeker üretiminin desteklenmesi, şeker piyasasının denetimi ve çapraz kontrollerinin güçlendirilmesi, stratejik bir yönelimdir.

2025–2026 kampanya dönemi geride kalırken; geçmişin üretim hafızasını, bugünün teknik zorunluluklarını ve yarının stratejik ihtiyaçlarını aynı denklemde buluşturmamız gerekmektedir. VE BİZ İNANIYORUZ Kİ; BU ZENGİNLİK, DOĞRU YÖNLENDİRİLİRSE YALNIZ AYAKTA KALMAZ; YÖN DE BELİRLER. YALNIZ ÜRETMEZ; STANDART KOYAR. YALNIZ VARLIĞINI SÜRDÜRMEZ; ÜLKEMİZ GELECEĞİNİ DE ŞEKİLLENDİRİR.

Kuşku yok ki ülkemizin şeker ailesi, dün olduğu gibi bugün de, emeğin disiplinini ve üretimin sürekliliğini birlikte temsil etmeye devam edecektir. Bu duygu ve düşüncelerle, gerçekleştirilecek Program’ın camiamıza, sanayimize ve geleceğimize hayırlar getirmesini temenni ediyor; hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.