ŞEKER-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI SAYIN İSA GÖK’ÜN ŞUBE SEKRETERLERİ EĞİTİM SEMİNERİ KONUŞMA METNİDİR ŞUBAT 2024
Sendikamızın Değerli Şube Sekreterleri, Kıymetli Arkadaşlarım,
Sizleri şahsım ve Şeker-İş Sendikası yönetim kurulu adına saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Eğitim seminerimizin çalışma hayatımıza ve teşkilatımıza hayırlar getirmesini diliyorum. Hepiniz hoş geldiniz.
Değerli Arkadaşlar,
Öncelikle 2024 yılının milletimiz ve teşkilatımız için daha huzurlu, daha müreffeh bir yıl olmasını temenni ediyor, Sendikamızın 61. kuruluş yıldönümünü can-ı gönülden kutluyorum. Öte yandan da son dönemde artan, Kuzey Irak’ta yaşanan çatışmalarda şehit olan tüm Mehmetçiklerimize Yüce Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum.
Malumunuz insan odağının derinleştiği; ekonomik, sosyal ve çevresel birçok bakımdan etkilendiğimiz bir süreç içerisindeyiz.
Hemen yanı başımızda tarifi imkânsız acılar yaşanıyor. Gazze’de 7 Ekim tarihinden beri insanlığa dair ne kadar değer varsa, hepsinin ayaklar altına alındığı büyük bir vahşet ve katliam var.
İsrail’in kasıtlı bir şekilde hedef aldığı siviller, sadece çocuklar ve kadınlarla da sınırlı değil. Büyük bir insani trajedi yaşanıyor. Halkın elektriğini, suyunu, yakıtını, gıdasını keserek açıkça savaş suçu işleyen İsrail, Gazze’nin dışarıyla iletişimini kesiyor, yaşanan zulmün duyulmasına engel olmaya çalışıyor.
Bu vahşet karşısında uluslararası örgütler ve küresel sistem, maalesef yine çok kötü bir sınav vermektedir. Gazze’de devam eden İsrail vahşetine artık son verilmelidir. Bugün Gazze başta olmak üzere katledilen, sömürülen, zulmedilen insanlar için Haktan ve haklıdan yana olmaya devam edilmelidir.
Nitekim şahit olduğumuz diğer önemli bir husus var ki; savaş, çatışma, saldırı ve savunmalar yalnızca cephede değildir. Yaşanan gelişmeler öncelikle birliğimizi güçlendirmemiz gerektiğini bizlere bir kez daha göstermektedir. Şu bir gerçektir ki Türkiye, sadece kendi sınırlarından ibaret bir ülke değildir. Milletimiz de sadece bu sınırlar içinde yaşananlardan sorumlu bir topluluk değildir. Ülkemizin, milletimizin hem etki, hem sorumluluk alanı çok geniştir. Bu durum hem tarihi ve kültürel geçmişimizden, hem de inancımızdan ve fıtratımızdan kaynaklanmaktadır.
Balkanlar’dan tutun da Kafkaslar’a, Asya’nın ortasından güneyine ve doğusuna, hatta Afrika’nın kuzeyinden derinliklerine kadar inen geniş bir coğrafyada milyarlarca insanın gözleri ve kalpleri Türkiye’ye dönüktür.
Gören gözler, işiten kulaklar ve hakikati teslim edebilen gönüller için bu kıymetli tablo gerçekten çok büyük bir sorumluluk demektir. Türkiye yüzyılı, işte bu bakış açısının vücut bulduğu hayatın her alanındaki atılımlarla ete kemiğe büründürülmesi demektir.
Bu sorumluluk bilincini ilk sıraya koyduktan sonra; Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır bir biçimde üretimimizi, ekonomimizi, çalışma hayatımızı, insana yakışır iş koşullarımızı, doğal yaşamın korunmasını, toplumsal refahı, gelecek hedeflerimizi de güçlendirmek zorunluluğumuz doğmaktadır.
Değerli Arkadaşlarım, alışkın olduğumuz dünya düzeni 2020'nin başlarından itibaren aniden durma noktasına gelmiş, ezberleri bozduğumuz bir dönemin kapılarını aralamıştık. Dördüncü yılına girdiğimiz bu zorlu sürece baktığımızda; her geçen zaman, dünyanın ve insanlığın dönüşüm hızının daha da arttığını gösteriyor. İnovasyon, döngüsel ekonomi, yapay zekâ, siber güvenlik, ikiz dönüşüm, adil geçiş gibi birçok kavramın önemine, önceliğine yaşamlarımızda yer vermiş durumdayız. Ülkemizde ekonomi
başta olmak üzere eğitim, çalışma hayatı, sosyal güvenlik, gıda sektörü ve temel birçok alan da sürdürülen politika ve çalışmalar var. Fakat yapısal, nitel ve nicel birçok eksiklik de var.
Öncelikle ilk gündem maddemiz olan enflasyondan ve bozulan bölüşüm yapısından bahsetmek istiyorum.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfının çalışma hayatımızı ve ekonomi üzerine yapmış oldukları araştırma sonuçları var. Bu değerlendirmeleri oldukça önemli ve isabetli buluyorum.
Bildiğimiz gibi ülkemizde ölçek ve sektör detayında farklılıklar olsa da 2016’dan sonra katma değerin bölüşümünde genel bir bozulma yaşandığı görülmektedir. Özellikle son 3 yılda, yüksek enflasyon ve enflasyon beklentilerindeki bozukluk fiyatlama davranışlarındaki bozulmayı tetiklemiş, yüksek kâr marjına izin vermiştir. Ancak, söz konusu kâr artışı Türkiye’deki bölüşüm probleminin daha da derinleşmesine neden olmuştur.
Bölüşüm probleminin çözülmesi için sadece asgari ücrette kayda değer artış yapmanın yeterli olmayacağı unutulmamalıdır. Nitekim Türkiye’de asgari ücretin üstündeki ücretlerin artış oranının, asgari ücretteki artışın altında kalması ülkede ‘ASGARİ ÜCRETLİLEŞME’ trendini beslemiştir. Özel sektörde neredeyse her 2 çalışandan biri asgari ücretli statüsüne geçmiştir.
Üstelik 2023’ün sonu itibarıyla kayıt dışı istihdam oranının hâlâ yüzde 27 civarında, atıl işgücü oranı ise yüzde 22,5 düzeylerindedir. Bunun İŞÇİNİN PAZARLIK GÜCÜNÜ AZALTTIĞI unutulmamalıdır.
TÜİK verileri kapsamında yapılan çalışmada, 2022 verilerine göre asgari ücret giren 4,15 milyon hanede, 16 milyon kişinin yaşadığı kaydedilmiştir. Bunlar içinde hanede sadece bir asgari ücretlinin gelir getirdiği hane sayısı yaklaşık 3 milyondur. Asgari ücret kavramsal olarak bir işçinin asgari yaşam maliyetini karşılayacak düzeyi ifade etse de; bu yaklaşık 3 milyon hanenin sosyal dışlanma riskini azaltacak şekilde asgari ücretin 3,5 kişinin yaşam maliyeti şeklinde hesaplanmasını gerektirmektedir.
Çünkü son yıllarda satın alma gücümüz öylesine düşmüştür ki, enflasyonun 2024 yılında kontrol altına alınması zorunlu bir hal almıştır.
2023 yılı için üretici fiyatları ile tüketici fiyatları arasındaki makasın tarihsel seviyelere çıktığı görülmektedir. 2023 yılına bakıldığında özellikle gıda enflasyonunu yüzde 72,01 ile rekor seviyelerde yılı tamamlamıştır. Bugün hissedilen enflasyon ile manşet enflasyon rakamları arasındaki farkın toplum genelinde yaygın bir hoşnutsuzluğa dönüştüğü gerçeği endişe verici boyuttadır. Üstelik ülkemizin tüm çalışanları ayrıma maruz bırakılmadan hak ettikleri refah seviyesine aynı oranlarda, biri diğerinin gerisinde bırakılmadan ulaştırılmalıdır. Keza Mart ayında ücret zammı alacak kamu işçisi, Ocak ayında zam alandan iki ay sonra ücret artışı sağlamıştır ve enflasyon baz etkisinden dolayı daha düşük ücret zammına tekabül etmektedir. Bu durum kamuda ayrı bir ücret dengesizliğine yol açmaktadır. Bu nedenle; üyelerimize günün şartlarında ortaya çıkan enflasyon oranları ile uyumlu adil bir ücret zammı sağlamak adına Konfederasyonumuz Türk-İş’in çalışmalarıyla ek çerçeve anlaşma protokolü imzalanmıştır.
Diğer yandan yine sendikalar olarak toplu iş sözleşmelerinde ne kadar yüksek oranda artış sağlarsak sağlayalım, enflasyonun üstüne adaletsiz vergi sistemi de eklenince, kazanımlarımız ciddi düzeylerde budanmış oluyor. Keza 2003'te vergi matrahı asgari ücretin 16,34 katıyken, bugün bu oran 5,49’a düşmüştür.
Bu durum, çalışanların ağır bir vergi yükü altında ezilmesine neden olmaktadır.. Gelir adaletsizliğinin hat safhaya ulaşması nedeniyle Konfederasyonumuz Türk-İş ve Sendikamız sizlerin de bildiği üzere vergide adaletin sağlanması için çalışmalarını her mecradan sürdürmektedir. Bugün vergi yükünün adil dağılımını sağlayan bir vergi sistemi öncelikli talebimiz halini almıştır. Çalışma hayatında kangrene dönüşen “vergi düzenlemesi” konusunda çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınmalıdır. Bozulan vergi matrahı asgari ücret dengesinin düzenlenmesi, çalışanların vergi yükünün azaltılmasına ihtiyaç vardır. Bu önemli meselemize dair çalışmalar sonuç alınıncaya dek devam edecektir.
Değerli Arkadaşlar, geçtiğimiz aylarda; “2024-2028 dönemini kapsayan 12. Kalkınma Planı”nda istihdam ve çalışma hayatı ile ilgili politikaların ve hedeflerin ortaya konulduğunu biliyoruz. Esasen Planın, “istikrarlı büyüme, güçlü ekonomi”, “yeşil ve dijital dönüşümle rekabetçi üretim”, “nitelikli insan, güçlü aile, sağlıklı toplum”, “afetlere dirençli yaşam alanları, sürdürülebilir çevre” ve “adaleti esas alan demokratik iyi yönetişim” olmak üzere beş ana eksende oluşturulduğu görülüyor.
Birazdan değineceğim politika ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi konuları elbette önemlidir. Fakat sadece Plan’da yer vermek değildir asıl mesele.. Asıl önemli olan, hayata geçirebilmek ve bunun için gerçekçi, somut adımlar atabilmektedir. Buradan hareketle Cumhuriyetimizin ikinci yüz yılında, sektörlerin, kurumların, ülke yöneticilerinin ve biz sendikaların hedeflerden uzak kalmasının nedenlerini ve yeni dönemde beklentileri, şeffaf bir şekilde ortaya koymak gerekmektedir. Yeni dönemde sağlıklı bir yol alabilmek için öncelikle, geçen yüzyılının bilançosu çıkarmak, eksiklerin ve kazanımların neler olduğunu belirlemek lazımdır.
Plan’a döndüğümüzde ise; çalışma hayatına ve istihdama ilişkin olarak şu hususlar karşımıza çıkmaktadır;
- İş sağlığı ve güvenliğinin sağlandığı koşullarda iş imkânlarının sunulması,
- ikiz dönüşüm, yani dijital ve yeşil dönüşüm sürecinin etkilerinin fırsata dönüştürülmesi,
- çalışma çağındaki nüfusun azami oranda istihdam edilmesi,
- insan kaynağı niteliğinin yükseltilip etkin kullanıldığı verimli bir işgücü piyasasının oluşturulması
temel amaçlar olarak ortaya konulmuştur. Bu amaçlar doğrultusunda da şu politika ve tedbirler belirlenmiştir;
-Mevcut ve yeni meslek alanları ile bu alanların gerektirdiği beceri düzeyleri belirlenecek ve güçlendirilecektir.
- İşgücü piyasasında yaşanan dönüşüm çerçevesinde ara ve kalifiye işgücü ihtiyacına yönelik beceri geliştirme faaliyetleri gerçekleştirilecektir.
- Sektörel bağlamda düşük ve yüksek otomasyon alanları belirlenecektir. Otomasyon süreçlerinin işgücü piyasası üzerindeki etkileri analiz edilecektir.
- Savunma sanayi, yapay zekâ, siber güvenlik, temiz ve sürdürülebilir enerji ile uzay teknolojileri gibi stratejik alanlarda nitelikli işgücü yetiştirmeye yönelik kamu-üniversite özel sektör işbirliği programları uygulamaya konulacaktır.
-İşgücü piyasasının ikiz dönüşüm sürecine uyumu sağlanacaktır.
- Adil geçiş sürecinin gerçekleştirilebilmesine yönelik, yeşil dönüşümden etkilenebilecek bölge ve meslek gruplarında istihdam edilenler için ihtiyaç analizi yapılacaktır.
- Kadın istihdamını artırmaya yönelik kurumsal bakım olanaklarının ekonomik ve fiziki erişilebilirliği artırılacaktır.
- İnsan kaynakları alanında gençlere yönelik yetenek yönetimi uygulamaları geliştirilecektir.
- Nitelikli işgücünün işgücü piyasasıyla bağlantılı göç nedenleri ortaya konularak sektör bazında kitlesel işgücü kaybını önlemeye yönelik adımlar atılacaktır.
- Kayıt dışılığın azaltılmasına yönelik bilinçlendirme ve denetim faaliyetleri artırılacaktır.
- İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin daha etkin ve verimli hale getirilmesi sağlanacaktır.
Buradaki her bir hedef, politika ve tedbir son derece önemlidir. Nitekim Kalkınma Planları toplumun tüm kesimleri için uzun vadeli bir perspektif ve hedef birliği sağlamaya hizmet etmektedir. Kamu idareleri bakımından ise önceliklerini
belirlemeye yön verecek bir politika seti niteliğindedir. Ayrıca da kalkınma planları, sürdürülebilir kalkınma sürecinin ekonomik ve sosyal açıdan en fazla katma değer üreten alanlara yönlendirilmesi için yol gösterici bir işlev taşımaktadır. Bu çerçevede, kamu kurumlarının amaç, hedef, ilke ve politikaları çerçevesinde kendi görev alanlarına ilişkin politika ve tedbirlerin uygulanmasından sorumlu tutuldukları unutulmamalıdır. Buna bağlı olarak yatırım ve cari harcamalarını, kurumsal ve hukuki düzenlemelerini, öngörülen hedef ve politikaları dikkate alarak gerçekleştirme yükümlülüğü altına girmektedirler.
Tam da; hedef, tedbir, sorumluluk, yükümlülük noktasında, TÜRKŞEKER’e ilişkin değerlendirmeleriyle, sanayimizin aksayan yönlerini ortaya koyan stratejik bir kaynaktan bahsetmek istiyorum.
TÜRKŞEKER’e ait henüz yayınlanmış olan 2022 Sayıştay Denetim Raporu ve tespitleri sanayimizle ilgili ivedilikle ele alınması gereken konuları masaya yatırmaktadır.
Bu tespitler neden önemlidir? Çünkü Türkşeker’in lider konumundaki pozisyonu, ülkemiz şeker sektörünü birçok yönüyle etkilemektedir. Bu bakış açısıyla, Sendikamızın üzerinde devlet erkânımızı ve ilgili tüm yetkilileri bilgilendirmek ve bazı konulara özellikle ihtimam göstermeleri noktasında çalışmamızı sunduk, sunmaya da devam ediyoruz.
Kıymetli Arkadaşlarım, öncelikle Raporda yer alan insan kaynaklarına ilişkin veriler, sözleşmeli personel istihdamında çarpıcı artışa işaret etmektedir.
2022 yılında bir önceki yıla göre; sözleşmeli personel sayısında yani beyaz yakada yüzde 66 düzeyinde artış kaydedilirken, işçi sayısında yüzde 7,34 düşüş, yüklenici işçi sayısında % 5,64 artış meydana gelmiştir. Sözleşmeli personel sayısındaki artış hat safhada olup, sanayide ihtiyaç duyulan nitelikli kadrolu işçi sayısı azalmaktadır. İşlerin yüklenici işçilere gördürülmesi yaklaşımı artarak devam etmektedir.
Sanayimizin sağlıklı işleyişi için nitelikli kadrolu işçi sayısında artış, yüklenici işçi sayısında azalış sağlanmalıdır. Bu durum hem üretim verilerinde iyileşme, hem de şirket mali durumuna pozitif katkı sağlayacaktır. Nitekim sözleşmeli personel sayısındaki olağanüstü artış Şirket mali durumunu negatif etkilemektedir. Çalışma barışının gelişmesi ve iş kazaları riskinin kontrol altına alınması için ivedilikle insan kaynakları yönetiminde kalıcı bir değişiklik yapılmalıdır.
Öte yandan Raporda, sözleşmeli personel sayısının yüzde 66 oranında artmasına rağmen, “İç Kontrol Sisteminin Değerlendirilmesi” başlığı altında Şirketin sorumluluğunda olan bazı iş ve işlemlerin yerine getirilmediğine işaret edilmektedir.
Bunlar arasında;
- İç denetim biriminin kurulmadığı, denetim çalışmasının olmadığı,
- İdare faaliyet raporunun içerik olarak mevzuata uygun hazırlanmadığı,
- Yetkileri belirlemek amacıyla iş akış süreçlerinin hazırlanmadığı,
- Stratejik plan vb risk değerlendirme standartlarının hazırlanmadığı,
- Hiçbir iç kontrol riskinin belirlenmediği,
Risklerin değerlendirilmesine yönelik herhangi bir çalışma yapılmadığı gibi hususlar yer almaktadır. Bu konunun dikkate alınması oldukça önemlidir.
Kurumun en önemli problemlerinden bir diğeri de, üretim maliyetinin altındaki fiyatlardan satış yapması nedeniyle öz kaynaklarının yıllar itibariyle erimesidir. Özkaynakların erimesi neticesinde Kurumun kaynak ihtiyacı banka kredileri yoluyla karşılanmıştır; ancak finansman giderleri maliyetler üzerinde baskı oluşturmaya başlamış ve nihayetinde borç-faiz sarmalına girilmiştir.
Ayrıca önemle üzerinde durulması gereken enerji sarfiyatı ve kömür alımlarından doğan kayıplar, şirketin bu konularda hassasiyet göstermediğine işaret etmektedir. Fabrikalar arasında enerji sarfiyatında önemli farklılıklar olduğu görülmektedir. Tüm fabrikalar kıyaslandığında birim üretim başına yüzde 96’ya varan oranlarda enerji sarfiyatı farkı oluştuğu görülmektedir. Sayıştay tarafından bu farkların nedenlerinin araştırılması istenmektedir.
Bununla birlikte satın alınan kömürün kalorisi ile bu kömürün kullanılması yoluyla elde edilen kalori miktarı arasında önemli oranlarda farklılıklar bulunduğuna işaret edilmektedir.
Özellikle Ilgın ve Susurluk fabrikalarının aldıkları kömürün kalorisi ile bu kömürden elde edilen kalori miktarları arasında önemli oranlarda farklar bulunduğu belirtilmiştir. Belli yıllarda bu farkın yüzde 35’e kadar çıktığı, son beş yıllık dönemde 3600 kilokalori değerinde 141 bin ton kömüre karşılık gelen kayıp oluştuğu raporda yer almaktadır.
Son olarak, Şirketin Yönetim Kurulu’nda, başkan da dâhil olmak üzere, Türkşeker bünyesinden yetişmiş yönetici yer almamaktadır. Böylelikle karar organında Şirketin kurumsal hafızası temsil edilmemektedir. Diğer kamu kurumlarından yapılan atamaların, “ek görev” niteliğinde ele alındığı değerlendirilmektedir. Genel Müdür, genel müdür yardımcısı gibi şirket asli yöneticilerinin de ağırlıklı olarak şirket bünyesi dışından atanması, şirketin basiretle yönetilmesi açısından olumsuzluğa neden olmaktadır. Tüm bu değerlendirmeler son derece önemlidir ve sanayinin geleceği açısından acil uygulamaya geçilmesi gereken konulardır.
Değerli Arkadaşlarım, diğer yandan bildiğiniz gibi Sendikamızın ulusal meslek standartları çalışması kapsamında Sendikamız tarafından “Şeker-İş Mesleki Yeterlilik Merkezi” adı altına bir belgelendirme kuruluşu kurulmuştur. Türkşeker ile imzaladığımız protokol kapsamında kamuoyu görüşüne sunulan meslek standartları Sendikamız tarafından incelenmiştir. Hazırlanan meslek standartlarının pancardan şeker üretimi alanındaki meslekleri tam yansıtmadığı dile getirilmiş, bu konu Türkşeker ile de defaten görüşülmüş, hazırlanan taslaklar Mesleki Yeterlilik Kurumu’na (MYK) teslim edilmiştir. Uzayan süreçte, Türkşeker süreçlerin analiz edilmesi ve belgelendirme ihtiyaçlarının belirlenmesi konusunda yardım talep etmiştir. İlgili tüm süreçlerin hızla birlikte yapılarak MYK’daki dokümanların bu çerçevede yeniden düzenlenerek işletmenin ihtiyaçlarına uygun olarak düzenlenmesi hususlarında fikir birliğine varılmıştır.
Kıymetli Arkadaşlar,
Şeker-İş olarak içinde bulunduğumuz zor dönemde, örgütlü olduğumuz işyerlerimizde yaşanan, ve yaşanacağını öngördüğümüz tüm sorunların üstüne gitmeye devam ettik, ediyoruz. Ülkemiz gıda sektöründe güvenilir bir sendika olma vizyonunu oluşturmak için gayret gösteriyoruz.
Sendikal faaliyetlerimizi gerek idari ve fiili, gerekse de hukuki alanda insan merkezli bakış açımızla sürdürüyoruz. Ayrıca toplum yararına sendikacılık anlayışımızın gerektirdiği yayın, etkinlik, rapor, bilgilendirme gibi birçok kanaldan geleceğe ışık tutmaya çalışıyoruz. Fakat sendikal örgütlenme niteliğinin her geçen gün düştüğü ülkemizde, Şeker-İş olarak bu bariyeri kırarak ciddi bir ivme kazanmaya ihtiyacımız var.
Eğitim seminerimizin de merkezinde yer alan sendikal örgütlenme konusu, çalışma hayatının güvenliktır.r.e yer alan ılmıştır.yrı ve oldukça önemli bir yerdedir. limanı olarak görülmelidir. Gıda sanayimizin sadece yüzde 13.5’i örgütlüdür. Ülkemiz çalışma hayatında ise bu oran yüzde 15.22’dir. Kültürüyle, birikimiyle ve yaklaşımıyla Sendikamızın, kurumsal kimliğine yakışmayan örgütlenme tablosunda hepimizin payı bulunuyor. 2024 yılının henüz başındayken, şunu belirtmek gerekir ki, miladi yıl değişimleri, aynı zamanda bir muhasebe vesilesidir. Sendikamızın artan gıda sanayi işçi sayısı da dikkate alındığında, üye varlığını tüm gücüyle arttırması gerekmektedir. Genel merkezimizde bizler, fakat asıl sahada yer alan, yöre ve bölgelerimizde siz şubelerimizin işbirliğiyle bu eksikliği gidereceğimize yürekten inanıyorum.
Sendikalaşmanın toplumun kültürel, sosyal, çevresel ve ekonomik yapısına yaptığı katkılar doğrultusunda değişen dünyada çalışanların bugünü ve geleceği hakkında çalışan bizleriz. İşte bu bakış açısıyla 24 Kasım’da gerçekleştirdiğimiz Değişen Dünya, Dönüşen Çalışan Çalıştayı”mız gündem maddelerimize ışık tutmayı hedeflemiştir.
Türkiye’de Sendikasızlaştırma Sorunu, İklim Değişikliğinin Türk Çalışma Hayatına Etkisi, İş Kanunu ve Değişen Türkiye’nin İhtiyaçları, Ekonomi Sorunları ve İşçinin Geleceği, Sektörümüzde Adil Geçişin Güvence Altına Alınması konuları işlenmiştir. EFFAT Genel Sekreterinin de katılım sağladığı çalıştayımızın geri dönüşleri ve basına olan yansımalarını da gördüğümüzde, sizlerin huzurunda bir kez daha teşkilatımız ve camiamız için faydalı bir çalışmaya imza attığımızı paylaşmak istiyorum. Şeker-İş Ailesi adına emeği geçen herkese bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.
Bununla birlikte Sendikamız üyesi bulunan kadın çalışanların evlerinde ve çalışma yaşamlarında büyük emek, alın teri, özveri, gayret ve mücadeleleriyle inşa ettikleri değeri her daim takdir etmekteyiz. Buradan hareketle de Şeker-İş olarak, 8 Mart Dünya Kadın Gününde, kadın emeği odağında bir etkinlik düzenlemiş olacağız. “BİR FOTOYLA KADIN EMEĞİNİN TERİNİ YAKALA” fotoğraf yarışmamızla kadınlarımızın toplumumuzda ve çalışma hayatımızda üstlendiği rol ve aldığı kıymetli sorumluluğa dikkat çekeceğiz. Şimdiden bu etkinliğimizin de teşkilatımızda oluşturacağı yeni sinerjiyle birlikte birliğimizi perçinleyeceğine, önümüzdeki dönemimize ışık tutacağına inanıyorum.
Sözlerime burada son verirken, belirleyeceğimiz rotada, birlikte, daha güçlü ilerleyeceğimize olan inancımla, eğitim seminerimizin hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı
İsa GÖK



