Logo 1 Logo 2 EFFAT IUF
04.08.2026 2 tekil ziyaret

ŞEKER-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI SAYIN İSA GÖK’ÜN ŞUBE SEKRETERLERİ EĞİTİM SEMİNERİ KONUŞMA METNİDİR OCAK 2022

Sayfayi Paylas
 

ŞEKER-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI SAYIN İSA GÖK’ÜN ŞUBE SEKRETERLERİ EĞİTİM SEMİNERİ KONUŞMA METNİDİR OCAK 2022

Sendikamızın Değerli Şube Sekreterleri, Kıymetli Arkadaşlarım,

Sizleri şahsım ve Şeker-İş Sendikası yönetim kurulu adına saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Eğitim seminerimizin çalışma hayatımıza ve teşkilatımıza hayırlar getirmesini diliyorum. Hepiniz hoş geldiniz.

Değerli Arkadaşlar,

İnsan odağının derinleştiği; ekonomik, sosyal ve çevresel birçok bakımdan etkilendiğimiz bir süreç içerisindeyiz.

Bir nevi, reaksiyondan aksiyona uzanan bu yolculuk içerisinde deneysel bir dönemden geçtik, geçiyoruz. Dünya ve çalışma hayatı adeta koca bir laboratuvara dönüşürken, bizler de denekler misali yeni bir yaşamı deneyimliyoruz.

Hayatımızın birçok alanında olduğu gibi pandemi, çalışma hayatımızı da değiştirdi ve dönüştürdü.

Bildiğimiz üzere, COVID-19 salgınının başlamasının ardından, yayılmasını önlemek amacıyla tüm dünya genelinde birçok tedbir alındı. Bu kapsamda işyerlerinin bazıları geçici olarak kapatıldı, bir kısmı küçülmeye gitti, bazıları ise faaliyetlerine uzaktan ya da dönüşümlü çalışma yoluyla devam etti..

Alınan tedbirler çerçevesinde geçtiğimiz yıl tüm dünyada çalışanların yüzde 77’sinin bu durumdan etkilendiği bildiriliyor.

Ve maalesef ki yaşanan pandemi; eşitsizlikleri artırarak, geçim kaynaklarımızı ve refahımızı da büyük ölçüde tehdit etmiş bulunuyor.

Nitekim uluslararası kuruluşlar da, tüm dünyada “sosyal koruma finansman açığı”nın yaklaşık yüzde 30 oranında büyüdüğünü tespit etmiştir.

Bu süreçte, aşırı yoksul insan sayısı 21 yıldan fazla süredir, ilk kez, yaklaşık 120 milyon düzeyinde artış göstermiştir.

Ayrıca Salgın sürecinde aile sorumlulukları nedeniyle de çalışma yaşındaki 647 milyon kişi küresel düzeyde iş gücünün dışında kalmıştır.

Dünya çalışma hayatında, 2020 yılında, 255 milyon tam zamanlı çalışanın bir yılda toplam çalışma süresinin yaklaşık yüzde 9’u kaybedilmiştir. Bu da, iş gücü gelirinde 3,7 trilyon dolarlık kayba tekabül etmiştir.

Hal böyleyken, bu etkilere karşılık ülkeler de, insanların sağlığını, işlerini ve gelirlerini korumak, sosyal istikrarı sağlamak ve iş gücü piyasasında yaşanan krizleri yönetmek adına müdahale etmişlerdir.

Fakat çoğunlukla gelişmiş ekonomilerde uygulanan tedbirler, şokları hafifletici bir işlev görse de, krizin etkisini azaltmak için yetersiz kalmıştır. Sonuç olarak dünya nüfusunun yüzde 53’ü korumasız kalmıştır.

Bu olumsuz tablo karşısında iyileşme süreci devam etmektedir. Fakat tüm dünyanın kilitlendiği konu olan iklim değişikliğinin de, bu riskleri daha da yükselteceği kaçınılmaz görünmektedir.

Çünkü küresel iş gücünün yüzde 40'ına karşılık gelen 1,2 milyar iş, çevreye bağlıdır. Buradan hareketle, geçim kaynaklarını ve çevremizi korumak için iklim eyleminin ve insana yakışır işlerin birlikte yürütülmesi önem taşımaktadır.

Değerli Arkadaşlarım,

İnsanların hızla değişen çalışma hayatının getirdiği zorluklara karşı güçlendirilmesi, eşitsizliklerin azaltılması ve hayat standardının yükseltilmesi, bu konjonktürün en önemli meselelerindendir.

Bunun yanı sıra 2050 yılına kadar belirlenen net sıfır emisyon hedefine ulaşılması gereklidir. Bu noktadan sonra, gerçekleştirilecek insan merkezli bir iyileşmenin, yeşil ve çevreci adil bir geçiş sürecini içermesi de son derece önemlidir.

Tüm bu tespitler karşısında ülkemiz, bu küresel krize yönelik güçlü bir cevap üretmek zorundadır. Nitekim gerçekler karşısında mevcut sorunları görmezden gelerek bir çözüme ulaşmak mümkün değildir.

Ülkemizde pandemi döneminde maalesef, iş hukuku ve sosyal güvenlik mevzuatı açısından oldukça yetersiz kalınan bir dönem geçirilmiştir. Çalışma mevzuatımızda pandemi gibi olağandışı ve kapsamlı olgulara karşı özel düzenleme ihtiyacı derinden hissedilmiştir.

Pandemi sona ermeden ödeneklerin sona ermesi, çalışanları çeşitli haklar bakımından yeni tehlikelerle baş başa bırakmıştır. Dahası, pandemi önlemlerinin alınması ve bırakılması aşamalarında sosyal diyalog mekanizmalarının tam olarak işletilmemesinin de sıkıntısı yaşanmıştır.

Endüstri ilişkileri aktörlerinin bu süreci nasıl yöneteceğine ilişkin çok önemli bir sınav verilmiştir; ve hepimizin de gözlemlediği üzere bu dönemde, Sendikaların önemi ve rolünün farkına varılmıştır.

Çünkü bir tarafta işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalınırken, diğer tarafta milyonlarca kişinin çalışma süreleri azalmış, gelir kayıpları yaşanmış ve bireyler işlerini kaybetmiştir. Dahası kayıt dışı ve güvencesiz olarak çalışanlar, bu süreçte sağlanan sosyal desteklerden yararlanamamıştır. Üstüne, pandemi sürecinde maruz kaldıkları uygulamalar da mağduriyetlerini arttırmıştır.

İşgücü piyasası çerçevesinde, özellikle de işçi sınıfı açısından değerlendirildiğinde, emek mağduriyeti her zamankinden daha da fazla göze çarpmaktadır. Bu süreçte tek gelir kaynağı ücreti olan emeğin korunmasının yanında,

  • işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin en üst düzeyde sağlanması

    ve

  • işletmelere yönelik yaptırımların uygulanması,

işgücü piyasalarının Covid-19 sürecini en az kayıpla atlatması adına büyük önem taşımaktadır.

Bu noktada devletin, bu sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılması adına düzenleyici ve denetleyici rolü oldukça büyük olmuştur.

Ancak Sendikaların rolüyle, gerek emeğin ve emekçinin, gerekse de istihdam unsuru olan işletmelerin korunması ve çözüm önerileriyle buluşturulması, işgücü piyasalarının geleceği adına son derece önemlidir.

Kıymetli Arkadaşlar,

Eğitim seminerimizin de merkezinde yer alan sendikal örgütlenme konusu, işte bu nedenlerle çalışma hayatının güvenliktır.r.e yer alan ılmıştır.yrı ve oldukça önemli bir yerdedir. limanı olarak görülmelidir.

Şeker-İş olarak bu zor dönemde, örgütlü bulunduğumuz işyerlerimizde yaşanan, yahut yaşanacağını öngördüğümüz tüm sorunların üstüne gitmeye devam ettik, ediyoruz.

Ülkemiz gıda sektöründe güvenilir bir sendika olma vizyonunu oluşturmak için gayret gösteriyoruz.

Sendikal faaliyetlerimizi gerek idari ve fiili, gerekse de hukuki alanda insan merkezli bakış açımızla sürdürüyoruz. Ayrıca toplum yararına sendikacılık anlayışımızın gerektirdiği yayın, etkinlik, rapor, bilgilendirme gibi birçok kanaldan geleceğe ışık tutmaya çalışıyoruz.

Fakat sendikal örgütlenme niteliğinin her geçen gün düştüğü ülkemizde, Şeker-İş olarak bu bariyeri kırarak ciddi bir ivme kazanmaya ihtiyacımız var.

Kültürüyle, birikimiyle, yaklaşımıyla farklı ve özel olan Sendikamızın, kurumsal kimliğine yakışmayan bu tabloda hepimizin payı bulunuyor.

Sendikamızın artan gıda sanayi işçi sayısı da dikkate alındığında, üye varlığını tüm gücüyle arttırması gerekiyor.

Genel merkezimizde bizler, fakat asıl sahada yer alan, yöre ve bölgelerimizde siz şubelerimizin işbirliğiyle bu eksikliği gidereceğimize yürekten inanıyorum.

Değerli Arkadaşlarım,

Bu döneme dair altını çizmek istediğim diğer bir konu da, özellikle son dönemde varlığını kuvvetle hissettiğimiz artan gıda enflasyonudur.

Biz çalışanların azalan satın alma gücünün, açıklanan resmi rakamların çok daha ötesinde olduğunu biliyoruz. Yalnız burada bir dip not vermek isterim. TÜİK gibi önemli bir kurumun güvenirliliğinin sorgulanıyor olması, resmi rakamlara inanılırlığın son derece azalmış olması da, ülkemiz adına oldukça üzücü bir durumdur.

Asgari ücrette kaydedilen artışa rağmen, bugünkü enflasyonist ortamın varlığı halinde gerek kamu gerekse de özel sektörde yapılacak yüksek artış oranlarının eriyeceği, hatta altında kalınacağı aşikârdır.Bu durum, makroekonomik politikalar ve toplumun refah düzeyi üzerinde önemli bir etki alanına sahiptir.

Bu bakış açısıyla politika yapıcılar tarafından gıda enflasyonuna çözüm önerileri aranırken nedenlerinin mutlaka iyi analiz edilmesi gerekmektedir.

Artan kur riskine bağlı olan girdi maliyetlerinde dışa bağımlılığın önüne geçilmedikçe, yerli üretim potansiyeli desteklenmedikçe, fiyatların düşmesi zor görünmektedir.. Bu noktada etkin bir kooperatifçilik anlayışının desteklenmesi, yerel fırsatların global fırsatlara dönüştürmesi üzerine yoğunlaşılması gereklidir.

Şeker Fabrikaları, ülkemizin gıda ve tarım sektörünün sürdürülebilirlik meselesine yaklaşımında önemli bir örnektir.

Gıda egemenliğinin tesis edilmesi gereken çok önemli bir üretim sahasıdır.

  • Geleceğe dair plan, strateji ve vizyon eksikliği,
  • sanayimiz tarafında entegrasyon eksikliği,
  • maliyet azaltıcı modernizasyon yatırımlarının yapılmaması,
  • pancar ve şeker üreticisinin desteklenmemesi gibi

nicelerini bildiğimiz sorunlar, bizim ve daha birçok sektörün önünü kapatmıştır. Geleceğe karşı büyük oynamamızın önüne geçmiştir.

Bildiğiniz gibi, 29 Nisan 2021 tarihinde Cumhurbaşkanı Kararı ile özelleştirme kapsam ve programından çıkarılan Türkşeker, Türkiye Varlık Fonuna devredilmiştir. Bununla birlikte iştiraki olan Türkşeker Tarım A.Ş.’de aynı şekilde varlık fonuna aktarılmıştır. Yani, Tarım A.Ş. artık Türkşeker’in iştiraki statüsünde yer almamaktadır.

Öte yandan, 13 Kasım’da da yine Resmi Gazetede yayınlanan kararla Türkşeker, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu olmuştur.

Bakıldığında devlet yönetiminde ‘ilgili kuruluş’ idari bir ilgilendirme şeklinde olmaktadır. Bu bakımdan ayrı bir tüzel kişiliği olan Türkşeker’in Bakanlık ile ilgilendirilmesinin, idari bir nitelik taşıdığı değerlendirilmektedir.

Gelinen aşama itibariyle, Sanayimizin Bakanlık ile ilgilendirilmesi sonrası, tüm yaşanan gelişmeler ışığında, önceliklerimizi ve sorunlarımızı Sayın Bakana yapacağımız görüşme ile aktaracağız. Ayrıntılı Raporumuzu kendilerine sunacağız.

Değerli Arkadaşlarım, sözün özü, önümüzdeki günlerde sanayimiz için geç kalınmış tüm hamlelerin kararlı ve istikrarlı bir biçimde üzerine gitmeye devam edeceğiz. Sanayimizin istihdam yapısında mevcut sıkıntıların aşılması adına, gerek geçici işçilerin kadro meselesi, gerekse de alt işveren meselesinin aşılması noktasında mücadelemizi sürdüreceğiz.

Ayrıca tehlike sınıfları itibariyle tehlikeli işyeri sınıfında yer alan şeker fabrikalarımızın “çok tehlikeli” tehlike sınıfına dâhil edilmesi için çalışmalarımızı da tamamlamış durumdayız.

Önümüzdeki dönem TÜRKŞEKER ile birlikte bu konuyu nihayetlendireceğimizi umuyoruz.

Son olarak, yine önümüzdeki dönemde, gıda ve şeker sektörünün kamusal yarar doğrultusunda üretimine devam etmesi için gayret göstereceğiz. Bu noktada, ülkemiz gıda sektöründe etkin bir sendika olma vizyonunu oluşturmak adına planladığımız sempozyumumuzu oldukça önemsiyorum.

Bununla birlikte Şeker-İş olarak, gıda israfına dikkat çekmek amacıyla sendikamız ve iştiraklerinde “Bir Lokma, Bir Hayat” mottosundan hareketle, bir dizi etkinlik ve farkındalık çalışmasını da hayata geçirmiş olacağız.

Sözlerime burada son verirken, belirleyeceğimiz rotada, birlikte, daha güçlü ilerleyeceğimize olan inancımla, eğitim seminerimizin hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı

İsa GÖK