Logo 1 Logo 2 EFFAT IUF
04.08.2026 3 tekil ziyaret

ŞEKER-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI SAYIN İSA GÖK’ÜN ESAM TARAFINDAN DÜZENLENEN ŞEKER ZİRVESİ KONUŞMA METNİ MART 2018

Sayfayi Paylas

Değerli Milletvekillerim, 

Siyasi Partilerimizin Çok Değerli Yöneticileri, 

Ekonomik ve Sosyal Araştırma Merkezi’nin Değerli Genel Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri,

Basınımızın Güzide Temsilcileri 

Şeker Sektörünü Gönlü ve Alınteriyle Vareden Tüm Paydaşlar,

Öncelikle, ESAM tarafından”Milli Değer, Milli Gelecek” vurgusunda gerçekleşecek olan Şeker Zirvesinin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyor, Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.. 

Bugünün 8 Mart Kadınlar Günü olması hasebiyle, Peygamberimizin "Cennet anaların ayakları altındadır" övgüsüne mazhar olan baştacı tüm kadınlarımızın kadınlar gününü kutluyor; 

kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin, çocuk istismarının son bulması adına kalıcı yaptırımların biran evvel hayata geçirilmesini temenni ediyorum.

Değerli Katılımcılar,

Bugün, Türkiye’nin dört bir yanından milyonları ayağa kaldıran;

  • üretim bacası,

  • istihdam kapısı, 

  • katma değer çarpanı,             

  • terör ve göç barikatı, 

  • ekolojik ve gıda güvenliği tescilli bir sektörün 

tüm bu zincirlerinin kırılma kararı, ülkemizi büyük bir teessür ve endişe iklimine sevketmiştir.

Ülkemiz kısa bir süreç öncesinde yaşadığı 15 Temmuz 2016 tarihiyle, Türk siyaseti ve politika üretme yaklaşımında yeni bir devir açma gayretine girişmiştir. Bu milli duruş, özellikle stratejik sektörlerde yerli üretim oluşumuna hız vermiştir. Başımızdan geçen acı tecrübelerle yüzümüz artık, Güçlü Türkiye’yi kalkındıracak gelişmelere dönmüştür. Bunun aksi her türlü unsur bertaraf edilme sürecine tabi tutulmuştur. Sonrası süreçte yaşanan sınır güvenlik harekâtımızda bu etkin duruşun önemli bir ayağıdır. 

İşte tam da böyle bir dönemde, ülkemizin doğusundan batısına, sosyal ve ekonomik hayatın diriliş noktaları olan 14 şeker fabrikasının özelleştirilme kararı, hem 2018 Türkiye’sine hem de 2023 vizyonu hedefine büyük bir karanlık düşürmüştür. Bugün dünya ülkelerinin gerisinde kalan “bir satış yöntemiyle” bu stratejik maratondan kendi isteğimizle ayrılmak istiyor olmamız, siyasetin fevkalade isabetli yerli üretim anlayışına büyük tezatlık oluşturmaktadır. Şundan eminiz: şeker fabrikalarını satışa çıkarmak;

  • Türk şeker sektörünü bitirmek,

  • fabrikaları kapatmak, 

  • pancar şekeri üretimini fiilen sonlandırmak, 

  • insanımızı ithal ve sağlıksız şekere mahkum etmek,

  • yerel bir çok ekonomiyi ortadan kaldırmak demektir.

Değerli Dostlar, ülkemizin mevcut sorunlarını bizatihi yaşayan kesimler olarak biliyoruz ki bu yanlış karar, tarım da yetersizliği işaret eden meseleleri daha da arttırmak, yatırım programlarını hızlandırma kararını vermiş bir iradenin halka malolmuş yatırımlarını gözden çıkarması demektir.  

Dünyanın hiçbir yerinde mümkün müdür, yeşil kuşak gibi şeker pancarının en elverişli olduğu iklim bandının en avantajlı ülkesi olacaksınız, bu ürünü bu elverişli topraklarda yetiştirmeyip, geçen yıl olduğu gibi 250 bin ton şekeri ithal edeceksiniz? Katma değerse katma değer, istihdamsa istihdam, doğu anadoluyu kalkındırmaksa kalkındırmak.. Hepsi ama hepsi, şeker fabrikalarının ana fonksiyonudur. 

Kaybedecek olanın ülkemiz, kazanacak olanın ise birkaç sermayedar ve ABD li firmalar olduğunu düşündükçe, bir sivil toplum kuruluşu olarak giriştiğimiz yollar haricinde ülkemizin kaybetmemesi adına daha neler yapabilirizin kaygısını taşıyoruz.

Kaldı ki süreç henüz başlamamışken, Türkiye’nin neredeyse bütününde üretimi yapılan ve milyonlarca insanımızı ilgilendiren özelleştirme sürecine yönelik, 22 Ocak 2018 tarihinde, Özelleştirme İdaresine bilgi edinme başvurusunda bulunduk.

 Aleniyet ve şeffaflığın sağlanması talebimiz karşısında, sorularımıza yönelik hiçbir şekilde bilgi verilmedi. Buna karşın Şubat ayı içerisinde, şeker fabrikaları özelleştirme sürecinin çok yakında başlayacağına dair basına düşen bazı detaylar haberleştirildi. Ve Amerikan NBŞ üretici devinin “şeker fabrikalarının özelleştirilmesi gerektiğini” çeşitli saptamalarla ortaya koyan raporu gün yüzüne çıktı. 

Bu raporda nişasta bazlı şeker üretiminin 2023 yılında 1.6 milyon tonu bulması için çeşitli talimatlar verilmiş, model önerilerinde bulunulmuştur. Kapasite artışına gitmeyi hedefleyen Cargill’in 200 milyon TL lik yatırım planları ifşa olmuştur. Hemen akabinde de, 20 Şubat günü akşam saatlerinde Özelleştirme İdaresi tarafından 14 şeker fabrikasının satış yöntemiyle özelleştirilmesine dair ilanı yayımlanmıştır.

Özelleştirme sürecine doğrudan taraf olan, şeker sektörünün ülke yararına faaliyetine devam etmesi için 13 senedir bir fiil mücadele eden bir Sendika olarak bizlerde,

  • bilgi edinme istemimize yanıltıcı bilgi verme, 

  • Cargill Firmasının hazırladığı “şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin gerektiğini” savunan raporunun hemen üzerine başlatılan ihale sürecinin, 35 gün gibi kısa bir sürece sığdırılması 

    hasebiyle Özelleştirme İdaresi yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunduk. Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı olmaksızın ihaleye çıkarılmasına yönelik yürütmenin durdurulması için hukuki süreci başlattık. 

       Diğer taraftan, kamuoyundan sosyal medyaya, yazılı ve görsel basından siyaset dünyasına bilim ve akademi camiasına değin geniş bir kitlenin harekete geçtiği bu süreç içerisinde, başlattığımız imza kampanyasında vatandaşlık kimlik numaralarını hiç çekinmeden veren 1.6 milyonu aşkın vatandaşımıza ulaştık.

         Şeker sektörünün üreticisinden çalışanına, esnafına, ziraat odalarına, nakliye birlikleri ve besicilerine, muhtarlarına değin tüm paydaşlar milli mutabakat düsturuyla Sendikamıza,  görüşlerini kurum kaşelerini beyan etmek suretiyle bombardımana tutmuş durumdalar. 

Dahası, ülkemiz şeker sektörünün mevcut analizini, dünya uygulamalarını, ülkemiz avantajlarını, dezavantajlarını ve çözüm yollarını sunan ayrıntılı teknik raporumuz ve bilgilendirme dosyalarımız tüm bölge milletvekillerimize ve ilgili bakanlarımıza ulaştırılmıştır.

 Bu platformdan sizlere 14 fabrikanın özelleştirilmesi durumunda ülkemizin kaybedeceği milyonlarca değeri teknik sayısal bilgilerle tek tek anlatmayacağım.

Gerçekleşecek oturumlarda, ülkesel avantajlarımız/dezavantajlarımız, çıkış yolumuz ve dünya piyasası karşısındaki hareket kabiliyetimizin tüm yönleriyle ortaya konulacağından hiç kuşkum yok.. 

Fakat bu platform aracılığıyla da bir kez daha 2012 yılında özelleştirme kararını milli hassasiyetlerimizi gözeterek durduran Sayın Cumhurbaşkanımıza ve siz değerli siyasilerimize seslenmek istiyorum. 

Coğrafyamızın şeker ithal eden ülkelerin merkezinde yer alması, Avrupa Birliğinde şeker kotalarının serbestleşmesi gibi konjontürel gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda bugün, şekere her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız vardır. 

Bir trenin uçuruma doğru giderken kurtulması için nasıl makas değiştirmesi gerekiyorsa bu sektöründe aynı şekilde bir makas değişikliğine ihtiyacı vardır. 

Altını çizmek isterim, şeker fabrikaları sadece şeker üretmekten ibaret kuruluşlar değildir. Yan sektörleriyle bölge ekonomisine kazandırdıkları yanında bölgesel refahın tesis edilmesinde rol oynayan en önemli yerli üretim lokomotifidir. 

Amerikalı NBŞ lobisinin de koz olarak kullandığı şeker fabrikaları zarar ediyor söylemi karşısında sormak gerekir: Ülkemiz coğrafyasında gerek terörü engelleme gerekse bölgelerarası kalkınmışlık farklarını azaltma gerekse de büyük şehirlere göçün önlenme maliyetleri hangi bilançoya kaydedilebilmektedir? 

Tabi bunun Amerika’nın tavsiye raporunda ortaya konması zaten düşünülmez de, biz neden ülkemizi pazar haline dönüştürme çabası içerisinde olanların emellerine hizmet eder hale gelelim? 

Neden çiftçimize TL olarak vermediğimiz desteği, yabancı ülkelerin çiftçilerine dolar olarak verelim, asıl cevaplandırılması gereken budur.

Bakın Amerikalı bir şeker pancarı çiftçisi, Türk çiftçisinden 14 kat daha fazla desteklenmektedir. Buna rağmen, Amerikan raflarındaki kristal şeker ile Türk şekerinin fiyatları neredeyse aynı düzeydedir. Dahası, pancar şekeri üretimi yalnızca üretici, çalışan ile birlikte organize edilen, kendine has özellikleri barındıran bir faaliyet alanıdır. Tarladaki üretim yönü ile ağır sanayiye dayanan faaliyet yönünü birbirinden ayırmak mümkün değildir.

 Şeker pancarının tek bir alıcısı vardır, o da şeker fabrikasıdır. Bu organik bağ, sektörün üretici-çalışan ve devlet dışında farklı bir yapılanmayı kabul etmez. Zaten dünyanın her yerinde işleyiş böyledir. Yani şeker fabrikaları ne bir Fransız işadamının tekelindedir ne de Hollandalı bir sermayedarındır. Buradaki amaç, iştah kabartan rant alanları açmak değil, milli üretimde devamlılığı sağlamak olmalıdır.

Bana Türkiye’de en çok ne üretiliyor? diye bir soru sorsanız, ben bu sorunuza kriz ve reçete üretimidir derim. Çünkü, Türkiye’de özellikle şeker sektöründe yıllardır ilaç üretileceğine reçete üretiliyor, çare üretileceğine sorun üretiliyor. Bizim ortaya koyduğumuz çözümler maalesef bürokratik engellere takılıyor. Sizin çözümünüz nedir? diye soracak olursanız; öncelikle bu konuda milli bir sektör olan pancar şekerinde ülkemizin menfaatleri doğrultusunda siyaseten bir karar verilmelidir derim. 

Açıkça ülkemiz gıda güvenliğinde tescilli, kendine yeterli, ihracat gücü yüksek ve sektörde inisiyatif sahibi bir ülke mi olacak? Yoksa şekerde ithalatçı, alternatifsizliğe hapsolmuş bir dünya pazarı mı olacak? Önce ülkemiz, bu tercihini ortaya koymalıdır. 

2011 yılında Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulunca hazırlanan raporda nişasta bazlı şekerin masum olduğu konusunda binbir gerekçe üretilirken, Sendikamızın hukuki ve meşru çalışmalarının haklılığı ancak 7 yıl sonra doğrulanmıştır. 

Bugün aynı rapor, NBŞ lerin sağlığa zararlı olduğunu bilimsel kanıtlarla açık bir biçimde ortaya koymuş, NBŞ üretiminin azaltılmasına yönelik önlem alınması gerektiğini önermiştir. Ülkemiz geleceğini nişasta bazlı şekere mahkum etmemek için pancar şekerinde yeni bir vizyon geliştirilmelidir. Büyük bir marka yaratmak konusunda şayet karar verilirse, bir rehabilitasyon süreci ile bu irade harekete geçirilmelidir.  Bu sürecin iki ayağı vardır: Tarım ve Sanayi ayağı.Tarım ayağında; ar-ge yatırımlarının, arazi toplulaştırılmasının yapılması, tarımsal girdilerde dışa bağımlılığın azaltılması; sanayi ayağında ise, yenileme, modernizasyon ve entegrasyon yatırımlarının yapılması,  son derece önemlidir.

Değerli Konuklar, Bizlere miras bu topraklar, ar-ge siyle yerli tohumuyla yeşertilmeyi bekliyor. Üretim büyüklüğü bakımından Dünya’nın en büyük şeker şirketleriyle yarışan TÜRKŞEKER, modernize edilmeyi bekliyor. Halkımız, nişasta bazlı şeker ve yapay tatlandırıcılarla beslenmek istemiyor. Ülkemiz, TEKEL, SEK ve Et Balık Kurumu’nun özelleştirme sonucunda geldiği noktayı, şeker gibi stratejik bir alanda tekrar yaşanmasını istemiyor.  

             Son sözle, devlet ve milletin el ele verdiği bu dönemde 2023 Türkiyesi’nin geleceği için, ortak akılla toplumsal kurtuluş reçetesini zaman kaybetmeden yazmalıyız. 

Tüm dünyada sektör, ortak çıkar birlikteliği üzerine inşa edilirken, bizim ülkemizde de KAMUNUN DENETİMİNDE ÜRETİCİ, ÇALIŞAN VE İLGİLİ PAYDAŞLARIN BİRLİKTELİĞİNDE, YERLİ VE YERİNDE BİR ÜRETİM MODELİYLE dönemin ruhuna uygun sektörel bir anlayış geliştirmeliyiz. 

Siyasi irade, stratejik akılla tek vücutta buluşmalı..

İnanıyoruz ki mücadelemiz, inancımızın ve Türkiye’mize bağlılığımızın eseri olacaktır. Bizlerle, mücadelemiz ile, “bir olan, tek olan” herkese şükranlarımı sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.