Logo 1 Logo 2 EFFAT IUF
04.08.2026 4 tekil ziyaret

ŞEKER-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI SAYIN İSA GÖK’ÜN BAŞKANLAR KURULU TOPLANTISI KONUŞMA METNİ KASIM 2023

Sayfayi Paylas

ŞEKER-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI SAYIN İSA GÖK’ÜN BAŞKANLAR KURULU TOPLANTISI KONUŞMA METNİ

KASIM 2023

Değerli Arkadaşlarım,

Gerçekleştireceğimiz Başkanlar Kurulu Toplantımıza hepiniz hoş geldiniz. Sizleri şahsım ve yönetim kurulumuz adına saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Toplantımızın ülkemize, camiamıza ve teşkilatımıza hayırlar getirmesini diliyorum.

Değerli Arkadaşlarım,

Öncelikle, Cumhuriyetimizin 100. yılına eriştiğimiz bugünlerin haklı onuru, gururu, mutluluğu içerisinde olduğumu coşkuyla ve minnetle dile getirmek isterim. CUMHURİYET aldığımız nefes, kenetlendiğimiz sinerji, kucakladığımız özgürlüktür. Kuşkusuz ülkemizin ve milletimizin BEKASI, ESENLİĞİ ve FAZİLETİDİR. Bu vesileyle bir kez daha Cumhuriyetimizin 100. yıldönümünü en kalbi duygularımla kutluyorum.

Bundan tam 100 yıl önce, 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı sıfatıyla TBMM kürsüsüne çıkan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Daima milletin sevgi ve güvenine dayanarak hep birlikte ileri gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.” demiştir.

Bu güçlü ses eşliğinde, daha nice yüzyıllar emin ve sağlam adımlarla istikbal yolunda yürüyeceğimizden hiç kuşku yoktur. Bu inançla, bize Cumhuriyet'i armağan eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere topraklarımızı bize vatan kılmak için fedakârlıkla mücadele eden tüm gazilerimizi, bu uğurda canlarını veren tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum..

Değerli Arkadaşlar, bildiğimiz gibi yaklaşık 1 aydır, Ortadoğu’da süren insanlık suçu niteliğindeki çatışmaları vicdanlarımız titreyerek, çok büyük bir üzüntüyle takip ediyoruz. Çocukların, şehit olan annelerini saçlarından; babaların, evlatlarını kollarına yazdıkları isimlerinden tanıdığı bir katliam var ortada.. İnsanlık, kendi tarihinden utanıyor, fakat sözde adalet dağıtan Batı, utanmadığı gibi ikiyüzlülükten, kör ve sağırı oynamaktan vazgeçmiyor. Bu kirli davayı yürütenler ve yandaşları kadar, bu soykırıma karşı gelmeyenlerde aynı insanlık suçunun oyuncusudur. Bu zor ve katlanamaz süreçkarşısında, 7 Ekim’den bu yana ülke olarak bir taraftan diplomatik temaslar her seviyede sürerken, diğer taraftan da Gazze’ye insani yardımların ulaştırılması için gayret gösterilmektedir.. İnsan dünyada bir Hak’dan, bir de haksızlık karşısında susmaktan korkmalıdır. En kısa sürede bölgenin artık kavuşmayı beklediği sükûnete ve güven iklimine erişmesini istiyoruz. Toplantımız vesilesiyle, bu insanlık dışı vahşeti en şiddetli biçimde bir kez daha kınıyorum, lanetliyorum.

Değerli Arkadaşlarım, diğer taraftan vatanımızın kıymetli mirası şeker fabrikalarımızda 2023/2024 yılı üretim döneminde kazasız, belasız, bereketli bir kampanya dönemi yaşanmasını temenni ediyorum. Yeni üretim döneminin sanayimize, çalışanlara, pancar üreticilerine ve ülkemize hayırlar getirmesini yürekten diliyorum.

Ne güzel dile getirmiş Mevlana, “İnsanın kanatları gayretidir” diyerek. Geçmişten bugüne taşıdığımız büyük gayretle, işyerlerimizdeki güçlü dayanışma iklimini aynı şevkle sürdüreceğimize yürekten inanıyorum.

Ayrıyeten, Türkşeker’de geçici arkadaşlarımıza verilen kadro kararı sonrasında da ilk kampanya dönemini gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Elbette bu karar son derece önemli ve gerekliydi. Fakat sanayimiz için yeterli olmadığının da altını çizmek istiyorum. Bu bakımdan sanayimiz geleceğini yakından ilgilendiren bir mesele olarak, fabrikalarda insan kaynağının korunması, geliştirilmesi, güçlendirilmesi gerekmektedir. İşyerlerimizdeki deneyim ve ustalık, iş kazalarını engellemesinden şeker üretim verilerinde iyileşmeye kadar geniş bir alanı etkilemekte; bu bakımdan sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikteki daimi işçi sayısı daha da arttırılmalıdır. Defaten üzerinde durduğumuz bir konu olarak sanayimizdeki taşeron uygulaması yerine, mevcut kadrolara kendi kadrolarımız tahsis edilmelidir. İş sağlığı ve güvenliği esaslarına uyumlu, sağlıklı bir istihdam modeline geçilmesi sağlanmalıdır.

Bunun yanında sektörümüz, uluslararası alanda gıdada söz sahibi olmamızı sağlayacak önemli bir üretim alanıdır. Pandemi, Rusya-Ukrayna Savaşı, ‘iklim, gıda ve enerji krizi’ sorunlarıyla boğuştuğumuz bu atmosferde, özellikle gıda sektörüne dair alınacak her bir politika kararı hayati önemdedir.

Bu bakış açısıyla ülkemiz şeker sektörüne dair politika kararlarında gerekse de saha uygulamalarında tecrübelerimizden olabildiğince istifade ederek, şekerin yarınını sağlıklı bir zemine oturtmamız gereklidir. Mevcut belirsizliklere yenilerinin eklendiği bu zor denklemde, sektörümüzün “bütüncül, ulusal bir eylem planıyla” yönetilmesi sağlanmalıdır.

Değerli Arkadaşlar, Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde 2024-2026 yıllarını kapsayan orta vadeli program yayınlanmıştır. Orta Vadeli Programda yedi öncelikli reform alanı bulunmaktadır. 39 başlık altında toplanan 7 öncelikli reform alanı büyüme ve ticaret, kamu maliyesi, iş ve yatırım ortamı, yeşil ve dijital dönüşüm, fiyat ve finansal istikrar, beşerî sermaye ve istihdamdan oluşmaktadır.

Uzun yıllardır ülkemizde tartışma konularının başında yapısal reformlar gelmektedir. Birçok uzman tarafından değerlendirilen yapısal reformlar pek çok başlık altında toplanmaktadır. En başta gelen başlıklar arasında vergi reformu, merkez bankasının kurumsal altyapısının güçlendirilmesi ve verimlilik için tasarruf kültürünün kalıcı hale getirilmesi yer almaktadır.

Bu başlıklara eğitim ile istihdam uyuşmazlığı, uzmanlaşma eksikliği, yüksek teknoloji-üretim dengesinin istenilen seviyede olmamasını eklemek mümkündür. Özellikle kamuda istihdam edilenlerin eğitim süreçlerine daha fazla dâhil edilmesi ve verimli üretim tekniklerine adaptasyonları gibi konularda kamu tarafını ilgilendiren yapısal reformlar öne çıkmaktadır.

Türkiye’de yapısal reform tartışmaları daha çok kamu perspektifinden ele alınmaktadır. Fakat özel sektör tarafında da küresel trendlere uyum, üretim tekniklerine adaptasyon ve kapasite geliştirme konusunda sorunlar bulunmaktadır. Güney Kore, ABD ve Finlandiya gibi ülkelerde dördüncü sanayi devrimi tartışmaları öne çıkmaktadır. Türkiye’nin teknoloji odaklı dönüşümü için kamu ve özel sektörün reform sürecine tabi tutulması, üretimin daha verimli hale getirilmesine yardımcı olabilecektir. Ancak ekonomik yapısal reformların eğitim sistemiyle birlikte düşünülmesi, uzun vadeli olarak tasarlanması ve eğitim-istihdam ikileminin ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Türkiye’miz kendine özgü iç dinamikleri ve kültürel yapısıyla ticaret rotalarının kesişim noktası olan bir coğrafyada yer almaktadır. Yeni yönetim modelleriyle daha verimli hale getirilecek olan karar verme süreçleri Türkiye’nin gelişmesine katkı sunacaktır. Üretim, lojistik, ulaşım ve işgücü gibi alanların

birbirine daha entegre olması ve verimlilik merkezli dönüşümün sağlanması Türkiye için maliyetleri düşürecektir. Dahası ekonomik çıktının artmasına yardımcı olabilecektir. Özellikle saat başı üretimde Avrupa Birliği ülkelerine göre geride bulunan Türkiye’nin benimsenecek yeni teknolojilerle bu alanda pozitif bir seyre girmesi sağlanabilecektir.

Kamu tarafında gelecek yıllar için önemli yapısal reformların gündeme alındığı görülmektedir. Uzun vadeli olarak çıktıları daha iyi görülebilecek olan reformların diğer alanlara yayılması da mümkündür. Özellikle fiyat istikrarının sağlanmasıyla teknolojik dönüşüm ve yeni sanayi devrimine uyum daha fazla öne çıkacaktır. Ekonomi alanında özellikle, “enflasyonla mücadele” bir numaralı öncelikli alan olarak değerlendirilmelidir.

Nitekim 2005 yılında yüzde 8 olan enflasyon oranı, 2023’te yüzde 61,5 olmuş; 2005’te yüzde 4,5 olan gıda enflasyonu ise 2023’te yüzde 75,1’e yükselmiştir. Fakat bu enflasyon rakamlarının çok daha üstünde halkın hissettiği bir gerçek enflasyon vardır ki, işte burada, bu yükün altında en fazla ezilen kesimlerin başını da maalesef çalışanlar, dar gelirliler ve emekliler çekmektedir.

Öte yandan son yıllarda gıda enflasyonu ile genel enflasyon arasındaki fark açılmaya başlamıştır. Burada enflasyonla mücadelede tüm paydaşlar bu işe el atmalı, katkı sağlamalıdır. Kaldı ki maliyetin çalışanlara ekstradan yüklenmemesi gerekmektedir.

Zaten kur üzerinden yaşanan şoklar da ekonomiyi kırılgan bir konuma sürüklemiştir. Bu noktada da üzerinde durulması gereken önemli bir konu olarak; ücretlerin değil, kar için çalışan kuruluşların, kar oranlarının vergilendirmesinin, servetin vergilendirilmesinin üzerine gidilmesi gereklidir. Bunun yolu; şeffaf, dirayetli, güçlü bir istikrar, maliye politikasından geçmektedir. İşsizlikle mücadelenin, emeğin, yatırımın, üretimin, istihdamın, büyümenin, refahın “kalkınma kuvvetinin” peşinden koşulmalıdır. Çünkü içinde bulunduğumuz ekonomik zorluklar gölgesinde Türkiye’nin, yaşadığımız zamanın ruhuna yani belirsizlik ve güvensizlik ortamına güçlü cevaplar geliştirmesi gereklidir.

Kıymetli Arkadaşlarım,

Küresel salgın, iklim krizi etkileri, kuraklık ve en son yaşadığımız 11 ili vuran Kahramanmaraş merkezli deprem, arka arkaya geçirdiğimiz imtihanlar olarak, toplumumuzu derinden etkilemiştir. Küresel ve bölgesel ölçekte her alanda büyük altüst oluşlar yaşanmıştır. Ülkemizin bu coğrafyada güçlü büyük Türkiye olarak ayakta durmaktan başka bir şansı veya alternatifi yoktur. Türkiye’nin bu bölgede güçlü bir şekilde var olması sadece kendisi için değil, aynı zamanda bölgesi ve dünya için de önemlidir. Bakın Filistin-İsrail sorununun çözüme kavuşturulmasının, bölgede barışın hâkim kılınmasında kilit rol oynadığını yüksek sesle deklare eden ilk ülke Türkiye’dir. Ortadoğu’daki savaş ve kaos ikliminde dış politika okumaları son derece önemlidir. Bu noktada durduğumuz yer en doğru yer ve ülkemiz için en güvenli pozisyondur. Şöyle bir bakıldığında, 20 yıldır Ortadoğu coğrafyasında oynanan oyunun iki fay hattı vardır. Birisi etnik farklılıklar, diğeri mezhep farklılıklarıdır. Türkiye bu oyunun farkındadır. Cumhuriyetimizin 100. Yüzyılına yakışır cevapları ararken, dış politika ve savunma sanayinde kritik adımlar atarken, elbette her daim toplumsal dokumuzda birliği ve beraberliği sağlamak için farklılıklarımızı zenginlik ve dahası bir varoluşsal zorunluluk olarak görmeliyiz.

Cumhuriyetimizin 100. Yüzyılında, ekonomi, sanayi, savunma sanayi, sanat, kültür, spor, eğitimde ve dahi her alanda güçlü olmamız gerektiğinin bilincinde olmalıyız. Çalışma şartları ve sosyal ilişkilerin hızla değiştiği dünyada, gelişmelere öncü olarak sosyal diyalog çerçevesinde hakkaniyeti, çalışma barışını,

güvenli ve sağlıklı ortamlarda üretimde bulunmayı sağlamalı, insan odaklı anlayışı merkez almak temel ilkemiz olmalıdır.

Değerli Arkadaşlar, diğer yandan konu çalışma hayatımız olunca, Orta Vadeli Program’ın ‘Fiyat İstikrarı ve Finansal İstikrar’ bölümünde düzenlenmek istenen “İkinci Basamak Emeklilik Sistemi” çalışanlarda önemli bir endişe ve rahatsızlığa yol açmıştır.

Böyle bir düzenleme teklifinin gündeme gelmesi ve tartışılması çalışma hayatının huzurunu bozmuştur. Konfederasyonumuz Türk-İş, bu konudaki kırmızıçizgisini her daim koruyacağını beyan etmiştir. Programdaki emeklilik sistemiyle amaçlanan; emeklilerin gelir kaybını telafi edecek ve çalışma dönemindeki yaşam standartlarını korumayı sağlayacak bir yapının oluşturulması değildir. Ekonominin kaynak ihtiyacının karşılanmasıdır.

Kıdem tazminatının özüne yönelik herhangi bir düzenleme işçilerin verimliliğini, çalışma motivasyonunu olumsuz etkileyecek, iş barışını bozacaktır. İşçiler için geleceğinin güvencesi olan kıdem tazminatının enflasyonla aşınması engellenmelidir. Kıdem tazminatında hak kaybına neden olabilecek girişimler artık son bulmalıdır.

Diğer taraftan çalışma hayatımızın dinamiklerinin değiştiğini hepimiz biliyor, görüyoruz. Türkiye’de yeni nesil esnek çalışma modellerinde istihdam edilen kişi sayısında ciddi bir artış yaşandığı görülüyor. Bu kapsamda orta vadeli programda yer aldığı üzere, bu çalışma modellerine yönelik çalışmaların hızlandırılacağı da ifade edilmiş durumda..

Ayrıca sosyal tarafların mutabakatıyla güvenceli esnekliğe dair İş Kanunu’nda değişikliklerin yapılması yine hedefler arasında yer almakta.. Bu durum elbette çalışanın ve haklarının korunması ihtiyacının, her zamankinden daha fazla arttığı anlamına gelmektedir. Emeğin korunması ve geliştirilmesi konusundaki elzem olan gereklilik sendikacılık açısından önemlidir. Ülkemizde örgütlenmeyi teşvik edici politikalar, bu sarmalın ana merkezinde yer almalıdır. 2023 Türkiye’sinin emek gücü, başını kronikleşmiş sorunlarla boğuştuğu denizden kafasını çıkarmak zorundadır. Dönüşen dünyamızda değişen çalışma hayatımız için, ufukta gözüken kara parçasının üzerine sağlam adımlarla, dimdik çıkabilmeliyiz.

Değerli Arkadaşlar,

Çalışma hayatımızın sorunları karşısında gıda ve şeker sektörümüze ilişkin olarak Şeker-İş Sendikası olarak bilgilenme, bilinçlenme ve farkındalık yaratma çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu çerçeve de önümüzdeki günlerde bir Çalıştay yapma hazırlığı içerisindeyiz.

Biliyoruz ki içinde bulunduğumuz konjonktür;savaş, yüksek enflasyon, gıda güvensizliği, dijitalleşme-yapay zeka, enerji ve iklim krizinin etkisiyle ülkemizi bir değişim ve dönüşüm sürecine zorlamaktadır. Eskinin yeniye, durağanlığın farklı bir enerjiye yerini bıraktığı büyük değişim biz sendikalarla birlikte tüm sektörleri ve çalışanları farklı boyuta taşımaktadır.

Bu manada, sendikal mücadelenin toplumun kültürel, sosyal, çevresel ve ekonomik yapısına yaptığı katkılar doğrultusunda;

  • Türkiye’de Sendikasızlaştırma Sorunu
  • İklim Değişikliğinin Türk Çalışma Hayatına Etkisi
  • 4857 sayılı İş Kanunu değişen Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
  • Ekonomi Sorunları ve İşçinin Geleceği
  • Sürdürülebilir Tarım-Gıda Sektöründeki Çalışanlar için Adil Geçişin Güvence Altına Alınması

    konularını masaya yatırmak istiyoruz.

    24 Kasım 2023 tarihinde Konya’da yapmayı planladığımız “Değişen Dünya, Dönüşen Çalışan Çalıştayı”mız uzmanlar, akademisyenler, hukukçular, sektör paydaşları, çalışanlar, üreticiler, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve yerel medya temsilcilerinin katılımlarıyla gerçekleşecektir. Ayrıca çalıştayımıza konuşmacı olarak Avrupa Gıda, Tarım ve Turizm Sendikaları Federasyonu EFFAT’ın genel sekreteri de katılım sağlayacaktır. “Değişen Dünyada Dönüşen Çalışan Olmak” temasının işleneceği Çalıştayımızın şimdiden çalışma hayatımıza ve teşkilatımıza faydalı olmasını temenni ediyorum.

    Değerli Arkadaşlarım son olarak ise ülkemiz tarım sektörü ile ilgili politikaların tespiti, planlanması ve koordinasyonuna ilişkin bazı düzenlemeler yapıldığından bahsetmek istiyorum. Dolayısıyla şeker sektörümüz açısından da değerlendireceğimiz iki önemli yönetmelik söz konusudur. Bu yönetmeliklerin her ikisi de Tarım ve Orman Bakanlığı’nca hazırlanmıştır. Bunlardan birincisi 14 Eylül 2023 tarihli Tarımsal Üretimin Planlanması hakkında yönetmelik; ikincisi ise 15 Eylül 2023 tarihli Sözleşmeli Üretimin Usul ve Esasları Hakkında yönetmeliktir.

    Öncelikle, Sözleşmeli Üretimin Usul ve Esasları Hakkındaki yönetmelikten bahsedecek olursak, bu yönetmeliğin amacı, sözleşmeli üretimin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için uygulanacak usul ve esasları düzenlemektir.

    Sözleşmeli Üretimin Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmeliğin “sözleşmeli şeker pancarı ve tütün üretimine ilişkin hükümler” başlıklı dördüncü bölümünün 12 nci maddesinde “5 inci maddenin birinci fıkrası kapsamında şeker pancarı üretiminin sözleşmeli olarak yapılması zorunludur. Sözleşmeli şeker pancarı üretimi 4634 sayılı Şeker Kanunu, Şeker ve Hammaddeleri Yönetmeliği ve ilgili mevzuat kapsamında yürütülür.” hükmü yer almıştır. Burada anılan hükümle mevcut şeker pancarı üretimini düzenleyen mevzuat korunmuş, sözleşmesiz pancar ekiminin önüne geçilmesi desteklenmiştir.

    Tarımsal Üretimin Planlanması Hakkındaki Yönetmelikte ise, tarımsal üretimin planlamasına yönelik usul ve esasları düzenlemek amaçlanmıştır. Bu Yönetmelik; bitkisel üretim, hayvansal üretim ve su ürünleri üretiminde tarım havzası veya işletme bazında üretimin planlanmasına esas iş ve işlemleri kapsamaktadır. Fakat şeker pancarı özelinde bir hüküm bulunmaması nedeniyle “Tarımsal Üretimin Planlanması Hakkındaki Yönetmelik” hakkında Sendikamız bir değerlendirme çalışması yapmıştır; yürürlükteki Şeker Kanunu, Şeker ve Hammaddeleri Yönetmeliği, kota sistemi, şeker pancarı üretim uygulamaları açısından ortaya çıkması muhtemel görülen bazı uygulama zorlukları

    ve çelişkileri, Tarım ve Orman Bakanlığı’na, Sayın Bakan Yardımcısına ve Türkşeker Genel Müdürlüğü’ne bildirmiştir. Tarım Bakanlığına bağlı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü ve Şeker Dairesi tarafından cevaba göre de; özel kanunlarla belirlenmiş ruhsata veya izne tabi ürünler ile teknik komite tarafından miktarı belirlenen zati ihtiyaçlar için yapılan üretimlerde bu Yönetmelik hükümlerinin uygulanmayacağı bildirilmiştir. Bu nedenle şeker pancarı için özel kanun bulunduğundan planlama kapsamı dışında bırakıldığı açıklığa kavuşturulmuştur.

    Bu düşüncelerle sözlerime burada son verirken; bugün ve yarınımızı kuşatan, değişim gösteren tüm dinamikleri doğru yorumlayarak, mevcut birikim ve niteliklerimizi yerinde kullanarak başarıya ulaşacağımızayürekten inandığımı belirtmek istiyorum. Başkanlar Kurulu toplantımızın başta teşkilatımız olmak üzere, ülkemiz çalışma hayatına ve milletimize hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

    Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı

    İsa GÖK