Logo 1 Logo 2 EFFAT IUF
04.08.2026 4 tekil ziyaret

ŞEKER-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI SAYIN İSA GÖK’ÜN BAŞKANLAR KURULU TOPLANTISI KONUŞMA METNİ EYLÜL 2024

Sayfayi Paylas

ŞEKER-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI SAYIN İSA GÖK’ÜN BAŞKANLAR KURULU TOPLANTISI KONUŞMA METNİDİR

EYLÜL 2024

         Değerli Arkadaşlarım,

Başkanlar Kurulu Toplantımızı gerçekleştirmek üzere bir arada bulunmaktayız. Hepiniz hoş geldiniz. 

Sizleri şahsım ve Sendikamız yönetim kurulu adına saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Toplantımızın ülkemize, camiamıza ve teşkilatımıza hayırlar getirmesini diliyorum. 

 Değerli Arkadaşlarım,

Hepimizin yakinen takip ettiği üzere; küresel çapta psikolojik, sosyolojik ve ekonomik olarak zorlayıcı bir yüzyıldayız. 

Ukrayna savaşı, Gazze’de  devam eden haksız işgal ve ağır hukuk ihlalleri, rekor kıran sıcak hava koşulları, ülkemizde içimizi kor gibi yakan orman yangınları, çeşitli ülkelerde protestolar ve grevlerin hâkim olduğu toplumsal hoşnutsuzluk küresel arenada boy gösteriyor. Tüm bu tablonun tam ortasında, merkezinde ise öyle bir kare var ki, Gazze’de bebeği ölen annenin bir damla gözyaşı, tüm resmi kana buluyor. 

Tüm dünyanın tanıklığında, on ay içerisinde, çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu en az 40 bin sivil katledildi. Bu yüzyıl öyle bir tarihi utanç sahnesine ev sahipliği yapıyor ki, yaşlı gözlerimiz ne yazıktır katil İsrail başbakanının savunduğu acımasız etnik temizlik kampanyasının ABD Kongresi’nde alkışlandığını dahi gördü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden Birleşmiş Milletlere kadar tüm uluslar arası toplumun ölü taklidi yaptığı sırada, Siyonist yönetimin Filistin direnişine darbe vurmak, sahadaki motivasyonu kırmak, İran’ı itibarsızlaştırmak için Heniyye suikasti de işlendi. 

Kaldı ki saldırıda hedef alınan kişi kadar saldırının mekânı da meseleyi daha karmaşık bir hale getirmekte ve bölgedeki siyasal kırılganlığı artırmaktadır. 

Dünyanın yeni bir savaş beklentisi ve tedirginliğine girdiği bir dönemde Siyonist yönetim, bu eylemiyle tüm insanlığın geleceği için başlıca tehlikelerden biri olduğunu bir kez daha ispat etmiştir. Gelinen nokta itibarıyla sürecin daha kırılgan bir şekle büründüğü gözlemlenmektedir. Ülkemiz, İsrail ve İsrail üzerinde siyasi etki sahibi tüm karar vericileri, Gazze’de akan kanı durdurmak için etkili tedbirler almaya, acil bir ateşkes için İsrail üzerindeki siyasi baskıları artırmaya ve işlenen vahim suçlar nedeniyle hesap verebilirlik çabalarına destek olmuştur, destek olmaya ve tüm dünyayı davet etmeye de devam etmektedir.

Çünkü mevzubahis Müslümanlar olunca; tüm insanlığın başından itibaren tanık olduğu soykırıma varan katliam ve açık savaş suçlarının üstü örtülmektedir. Ama unutulmamalıdır ki er ya da geç, zalimlerin zulmü yanlarına kar kalmayacaktır. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Bugün kanı akıtılan ve katledilen masumların ahı en yakın zamanda bu savaş suçlularını bulacaktır. Unutulamamalıdır ki Filistin yalnız kalırsa, tüm Müslümanlar yalnız kalır, tüm insanlık yalnız kalır. Filistin davası, bizler için bir medeniyet davasıdır. Bu dava, tüm Müslümanların ve tüm insanlığın ortak sorumluluğu altındadır. Allah’ın yardımıyla, Filistin halkının zulümden kurtulacağına ve haklı davasında zafer kazanacağına inanıyorum. 

Kıymetli Arkadaşlarım,

Öte yandan devam eden savaş iklimi gölgesinde özellikle ülkemizde hayat pahalılığı krizi, önemli bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Konfederasyonumuz Türk-İş öncülüğünde bildiğiniz gibi, “Zordayız geçinemiyoruz” adıyla başlatılan eylem süreci; ay sonunu getiremeyen ailelerin, emeğinin karşılığını alamayan işçilerin, çocuğuna harçlık veremeyen babaların sesi oldu. Keza bu çalışmalar hepimizin desteğiyle sonuç alınıncaya kadar devam edecektir.

Nitekim makroekonomik göstergelere baktığımız da, olumlu gelişmeler yaşandığı görülüyor. Ülkemizde kişi başına milli gelirimiz 13.000 $’ı aşıyor. Ülkemizde üretim çarkları emeğin alın teriyle, büyük özverisiyle dönmeye devam ediyor. Dolayısıyla büyüme devam ediyor. Bunun yanında ihracat artıyor. Bütün bu makro veriler ışığında çalışanların yani emek gücünün, dar gelirlilerin, asgari ücretlilerin durumu ne peki? 

Büyüme rakamlarına rağmen gayrisafi milli hasılamızdaki artışa rağmen, çalışanların ücretlerinin milli gelirden aldığı pay artmıyor, azalıyor. Yine bu aşamada baktığınız zaman asgari ücretle çalışanların oranı azalmıyor, daha fazla artıyor. Türkiye’de refahın adil paylaşımıyla ilgili tersine bir gidiş söz konusu. Dünyanın en kötü milli gelir dağılımındaki adaletsiz ülkelerin arasında Türkiye yer alıyor. 

Avrupa Birliği ülkelerinde asgari ücret istisnai bir ücret iken, Türkiye’mizde genel ücrete dönüşüyor. Çalışma hayatında 3 katımız işçinin olduğu Almanya’da iş kazalarında ölüm sayısı 400, Türkiye onun 3’te biri çalışana sahip, ölüm sayısı 1500. Tablonun bütününe baktığınız zaman iş kazalarındaki ölüm oranları, adaletli bir dağılımın olmaması, milli gelirden aldığımız payların azalması yine şu sonucu ortaya çıkarıyor: İşçi kaybediyor, kazanan yine sermaye oluyor.

Enflasyon ve ekonomik gerileme, önümüzdeki dönemde ilk 10 risk sıralamasına giren kayda değer riskler olarak karşımızda. Önümüzdeki iki yıl boyunca arz yönlü fiyat baskılarının devam edeceği öngörülmekte. Faiz oranlarının nispeten daha uzun süre yüksek kalması hâlinde, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin ve ağır borçlu ülkelerin borç krizine maruz kalmaları beklenmekte.. Kısacası ekonomik belirsizlik, çoğu pazarda ağırlığını hissettirmiş vaziyettedir.

Diğer yandan yaşanan yeşil dönüşüm sanayi devrimiyle eş sayılan bir dönüşümdür. İklim açısından kırılgan ülkeler; ihtiyaç duyulan dijital ve fiziksel altyapıdan, ticaret ve yeşil yatırımlardan ve ilgili ekonomik fırsatlardan giderek daha fazla mahrum kalma riski ile karşı karşıyadır. “Kırılgan devletlerin uyum kapasiteleri daha da aşındıkça”, ilgili toplumsal ve çevresel etkiler de artacaktır.

Teknolojik ilerlemelerin ve jeopolitik dinamiklerin bir araya gelmesi hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerde “yeni kazananlar” ve “kaybedenler” yaratacaktır. Yapay zekâ ve diğer öncü teknolojilerin geliştirilmesinde, kamu yararı yerine ticari teşvikler ve jeopolitik zorunluluklar birincil itici güç olmaya devam etmektedir. Sonuç olarak, yüksek ve düşük gelirli ülkeler arasındaki dijital uçurum, faydaların ve risklerin dağılımında keskin bir eşitsizliğe yol açacaktır. Savunmasız ülkeler ve topluluklar, ekonomik üretkenlik, finans, iklim, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yanı sıra istihdamı etkileyen yapay zekâ atılımlarından izole edilerek daha da geride kalma riski taşımaktadır. Şunu söyleyebiliriz: uzun vadede, kalkınmadaki ilerleme ve yaşam standartları risk altındadır. 

Ekonomik, çevresel ve teknolojik eğilimler, işgücü ve sosyal hareketlilikle ilgili mevcut zorlukları daha da derinleştirecek, bireylerin gelir ve beceri kazanma fırsatlarını ve dolayısıyla ekonomik statülerini iyileştirme becerilerini engelleyebilecektir. 

Kısacası bildiğimiz, deneyimlediğimiz, yaşadığımız her şey yıkıcı bir dönüşüm baskısıyla karşı karşıyadır. Burada önemli bir nokta da eğitim sistemimizin acilen dünyadaki gelişmeleri baz alarak yapılandırılmasıdır. Nitekim hepimizin farkında olduğu üzere, yeni bir insan uygarlığı inşa edilmektedir. Yapay zekâ bildiğimiz meslekleri, yetenekleri, iş kollarını yıkıcı bir biçimde değiştirecek, dönüştürecek güce sahiptir. 2030 yılına kadar 24 milyon işin yaratılması, 6 milyon işin ise kaybedilmesi beklenmektedir. Sözün özü, herkesin bu gelen dalgayı öğrenmeye, anlamaya, kullanmaya ve parçası olmaya yönelmesi gereklidir.

Kıymetli Arkadaşlar,

Çalışma hayatının dinamikleri değişirken, bu kritik süreci “insan odaklı ve toplumsal refahı önceliklendirerek” yürütmek gereklidir. Bu kapsamda ülkemizde; 

  • eğitim ile istihdam arasındaki bağın güçlendirilmesi, 
  • kadınlar ve gençlerin istihdama katılımının artırılması, 
  • katma değeri yüksek nitelikli işlerin çoğaltılması, 
  • yeni dönüşüme cevap vermek üzere tüm çalışanların yetkinlik ve becerilerini geliştirmek üzere kaynak ayrılması kritik önem taşımaktadır.

          Ülkemizin ekonomide yaşadığı sıkıntıya bağlı olarak artan enflasyon karşısında ücret artışları yapılmasına rağmen, reel olarak düşen ücretlerle çalışanların ciddi bir geçim sıkıntısında oldukları bilinmektedir. Üstelik adil olmayan vergi sistemimize bağlı olarak ücretlerden yüksek oranda vergi kesilmesi ile çalışanlar, daha da zor durumda bırakılmaktadır. Geçmiş yıllarda yılın son aylarına kadar ikinci vergi dilimine girmeyen birçok işçi, günümüzde Mart ayında ikinci vergi dilimine girmekte, yılda bir buçuk aylık ücretini vergi olarak ödemektedir. Vergi konusunun ayrıntılarına geçmeden enflasyonla mücadelede devreye alınan tasarruf paketiyle ilgili kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.  

Burada öncelikle, ülkemizde tasarruf planı ve rezerv güçlendirme adımlarının istikrarla devam etmesini diliyorum.  Ülke olarak küresel fırtınaya karşı dayanıklı ve hazırlıklı olmamız gerekiyor. 

Bunun yanında toplum vicdanında yer bulmayan adımların revize edilmesi gerekiyor. Bizleri ilgilendiren kısmı ise uygulanan tasarruf tedbirlerinden en az etkilenen kesimin çalışanların olması gerektiği konusu. Bu tedbirlerin faturası çalışan ve emekliye kesilmemeli, enflasyona ezilen çalışanlar mağdur edilmemelidir. Buradaki en mühim konu ise,  tasarruflu olmayı ülke kültürümüze yerleştirmek durumunda olduğumuzdur.

       Vergi konusuna tekrar dönecek olursak, ücretlere uygulanan düşük vergi dilimlerinin yarattığı uygulamanın;

  • işçinin örgütlü olmadığı işyerlerinde ücretlerin düşük gösterilmesine, 
  • işçinin sosyal sigorta hakkını kaybetmesini dahi göze alarak kayıt dışı çalışmaya teşvik edilmesine, 
  • ülkenin bu nedene bağlı olarak önemli miktarda vergi kaybına yol açmasına sebebiyet verdiğini göz ardı etmemeliyiz.

Bu noktada Sendikamız olarak dün gerçekleştirdiğimiz, tüm bu konuların ayrıntılarıyla değerlendirildiği “Enflasyonda Atalet, Ücrette Sefalet, Vergide Adalet Arayışı” sempozyumumuza katkı sunan herkese, konularında uzman hocalarımızın her birine ortaya koydukları tespit ve çözüm önerileri itibariyle bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.  Daha önce gerçekleştirdiğimiz tüm sempozyumlarda olduğu gibi, bu kıymetli organizasyonun da çalışma hayatımızın bugününe ve yarınına ışık tutmasını can-ı gönülden diliyorum.

Değerli Arkadaşlar, 

Sendikalar olarak tüm mücadelelerimize rağmen halen sürmekte olan örgütlenmenin önündeki engeller; kaçak işçi çalıştırılmasını kolaylaştırmakta, iş sağlığı ve güvenliği şartlarına uygun olmayan ortamlarda çok düşük ücretlerle, çağdaş köle şartlarında işçi çalıştırılmasına neden olmaktadır.

 Halen ülkemizde kayıt dışı çalıştırılan işçi oranı yüzde 30 seviyelerindedir. Çok acıdır ki, sendikaya üye olmak isteyen işçinin işten çıkartılması neredeyse normal bir uygulama haline gelmiş vaziyettedir. Ülkemizde toplam sendikalaşma oranı yaklaşık yüzde 15, toplu iş sözleşmesinden yararlananlar yüzde 7-8, özel sektörde ise bu oran yüzde 5’ lere kadar düşmektedir.  Buradaki sorunlar zinciri, işçi iradesine müdahale, toplu iş sözleşmesi hakkına müdahale, toplu iş sözleşmesi yapılsa bile grev hakkına mücadele şeklinde 3 ayak üzerinden cereyan etmektedir. 

 Öte yandan, kamu kurum ve kuruluşlarında asıl işlerde muvazaalı bir şekilde taşeron işçilerin çalıştırılmaya devam edilmesi Sendikamızın yıllardır hukuki ve meşru olarak mücadele ettiği temel sorunlardan biri olarak halen gündemdedir. Yine kronik meselelerden biri olarak, genç nüfusun işsizlik oranının yüksek oluşu, geleceğimizin güvencesi olan Sosyal Güvenlik Kurumunun aktif pasif dengesi bakımından büyük önem arz etmektedir.Sosyal Güvenlik Kurumu’nun verilerine göre, ülkemizde her gün 5 işçi iş kazası sonucu hayatını kaybetmektedir. Tüm bunlar, çalışma hayatımızın hasta yatağından bir türlü kalkamamasına neden olmaktadır.

Devam eden sorunların “çaresizliğe” dönüşmemesi için öncelikli olarak;

  • Asgari ücretin yoksulluk sınırının üstünde belirlenmesi, 
  • emekli aylığı alt sınırının asgari ücret düzeyine yükseltilmesi, 
  • gelir vergisinde adaletin sağlanması, çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması gerekmektedir.

Ayrıca yapılacak yasal düzenlemelerle örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması temel meselemizdir. Sürecin hemen başında, yetki tespitine itiraz, sendikasızlaştırma aracı olarak kullanılmaya devam etmektedir. İş mevzuatımızda ve hukuksal olarak gerekli tüm düzenlemelerin “sendikaların karşılaştıkları tüm problemlerin değerlendirilerek” yapılması, sendikalı iş yerlerine teşvik politikası vb uygulamalarla sendikalaşmanın önünün açılması zorunludur. Ülkemiz şartlarına uygun projelerin uygulanarak, etkin denetimin yapılarak kayıt dışı istihdamın önlenmesi, kamu kurum ve kuruluşlarında çalıştırılan taşeron işçilerin, ilgili kurumların kadrolarına geçirilmeleri ve kamu kurum ve kuruluşlarında taşeron işçi çalıştırılmasına son verilmesi sağlanmalıdır.

Yanı sıra, işyerlerinin düzenli ve etkin denetimlerinin yapılarak mevzuatın ve teknolojinin gerektirdiği önlemlerin alınması ve ölümlü iş kazalarının sonlanması en büyük taleplerimizdendir. Başta sanayi olmak üzere istihdam imkânı sağlayacak yatırımların teşvik edilerek beyin göçünün önlenmesi ve işsizlik oranının kabul edilebilir bir düzeye çekilmesi sağlanmalıdır. 

Değerli Arkadaşlar,

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz aylarda, 5 yıl aradan sonra, 13. Çalışma Meclisi, Türkiye Yüzyılında Çalışma Hayatı: Emeğin, Sendikal Örgütlenmenin ve İstihdamın Geleceği temasıyla toplandı ve tüm bu meseleler de ele alındı. 

Çalışma Meclisi, çalışma hayatında insana yakışır iş, yeşil ve dijital dönüşümün iş gücü piyasalarına etkileri ve adil çözüm, sendikalar örgütlenmede yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri, toplu sözleşme sürecinde yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri olarak 4 oturum şeklinde gerçekleşti. Öncelikle sosyal diyalog esasında düzenlenen, ortak konularımızı çalışan, işveren ve kamu temsilcileriyle masaya yatıran 13. Çalışma Meclisi’nin çok kıymetli olduğunu vurgulamak istiyorum. Katkı sunan tüm kesimlere teşekkürlerimi sunuyor, çalışma meclisinin somut adımlarla sahada karşılaştığımız problemlerin hızla çözüme kavuşturulmasına vesile olmasını bekliyoruz. Nitekim alınacak sorumluluk ve ortaya konacak iradeyle aşılamayacak hiçbir meselemizin olmayacağının bilinmesi gerekmektedir.

         Öte yandan, bildiğiniz gibi 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’na, 7079 sayılı “Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un” 105. maddesi ile yapılan değişiklik üzerine eklenen, Ek 2. madde ile kamu toplu iş sözleşmeleri çerçeve anlaşma protokolü düzenlenmiştir. Kamu toplu iş sözleşmeleri çerçeve anlaşma protokolünün, idareler ile taraf konfederasyona üye olan sendikalar için bağlayıcı olduğu hükmü bulunmaktadır. Maddenin bu cümlesi ile kamuda çalışanlar arasında yeknesaklığın sağlanması, konfederasyon üyeleri arasında koordinasyon sağlama niteliği ve daha güçlü pazarlık gibi amaçlar hedeflenmiştir. Burada sendikaların özellikle toplu iş sözleşmelerinde ücret ve mali haklardaki pazarlık gücünü ve grev hakkını kısıtlayan hüküm, Anayasa Mahkemesinin 27 Aralık 2023 tarihli kararı ile iptal edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, temel hak ve hürriyetlerin ölçüsüz bir şekilde kısıtlanması anlamına gelen, sendika kurma hakkının da ihlal edildiği kanaatine varmıştır. Toplu iş sözleşmesi sürecinde uyuşmazlık çıkarılmasının da dolaylı olarak engellenmesi yoluyla grev hakkının kullanılamayacağı gerekçesine dayalı olarak hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Buradan hareketle kamu toplu iş sözleşmeleri çerçeve anlaşma protokolü madde kapsamındaki iş yerleri ile taraf konfederasyona üye olan sendikalar için bağlayıcı değil, yol gösterici olacaktır. İşçilerin ve sendikaların haklarını tam ve etkin olarak kullanabildiği toplu iş sözleşmesi süreçlerinin işletilebilmesi için öncelikle sendikaların örgütlenmesi önündeki tüm engellerin kalkması gerekmektedir.

 Anayasa Mahkemesi kararının uygulanacağı 2024 yılı itibariyle de, kamu toplu iş sözleşmelerinin, çerçeve anlaşma protokolünden ne kadar daha iyi şartlar içerebileceğinin takibi, gelinen noktada önemli olacaktır.

       Değerli Arkadaşlar, Çalışma hayatımızı ilgilendiren tüm bu konuların yanı sıra, konuşmamın bu bölümünde   geçtiğimiz  kampanya sonrası değerlendirme çerçevesinde arz güvenliği ve sanayimizi etkileyen bazı gelişme ve faktörlere değinmek istiyorum.

      Bilindiği üzere, 2023/24 kampanyasında ülkemizde toplam olarak 27 milyon 714 bin ton pancar tesellüm edilmiştir. Bunun yüzde 38,1’i kamu, yüzde 32,84’ü kooperatif, yüzde 29,07’si özel şeker fabrikaları tarafından teslim alınmıştır. Tesellüm edilen pancarın 25 milyon 250 bin tonunun bedeli çiftçiye ödenmiştir. Fire olarak kesilen yani çiftçiye ödemesi yapılmayan miktar Türkiye toplamında 2 milyon 464 bin ton olmuştur. 

Tesellüm edilen-bedeli ödenen pancar farkının paydaşlar açısından durumu değerlendirildiğinde;

  • Kamu fabrikaları tesellüm edilen pancardan yüzde 8,12 fire keserken,
  • Kooperatif fabrikaları yüzde 8,47,
  • Özel şeker fabrikalarının ise yüzde 10,38 fire kestiği anlaşılmaktadır. 

Bir başka deyişle;

  • Kamu fabrikaları tesellüm edilen pancarın yüzde 91,88’inin parasını öderken,
  • Özel şeker fabrikalarının ise yüzde 89,62’sinin parasını ödediği anlaşılmaktadır. 

Özel şeker fabrikalarının ağırlıklı olarak orta ve batı bölgelerde yer alan fabrikalar olması yanında, fabrika merkezinde tesellüm yapan fabrikalar olmaları nedeniyle görece daha düşük fireler ile çalışmaları beklenmektedir. Buna rağmen tesellüm edilen-bedeli ödenen pancar farkının diğer tüm paydaşlara göre yüksek gerçekleştiği görülmektedir. Özel şeker fabrikalarının, gereğinden fazla fire kesilerek, çiftçiye yapılacak ödemeden kaçınmış olabilecekleri değerlendirilmektedir. Bu bakımdan özel şeker fabrikaları değerlerinin sorgulanması gerekmektedir. 

Bu ve birazdan anlatacağım tespitleri Cumhurbaşkanı yardımcısı Sayın Cevdet YILMAZ’a arz ettiğimizi de bu noktada sizlerle paylaşmak isterim.

Diğer yandan kamu fabrikalarının işleme kapasitelerinin görece düşüklüğüne bağlı olarak, 2023/24 sezonunda 125-175 gün arasında değişen kampanya süreleri yanında, yüksek seyreden sıcaklıklara bağlı olarak pancarda meydana gelen bozulmalar, işletme aşamasında önemli kayıplara yol açmıştır.  Diğer taraftan çok sık karşılaşılan arızalara bağlı kapasite kayıpları da kampanya süresinin uzamasında etkili olmuştur. Bütün bunlara bağlı olarak, işletme aşamasında kamu fabrikalarında zayi edilen pancar, 1800 TL/ton baz fiyat üzerinden değeri 1 milyon 149 milyon TL düzeyindedir. Buradan hareketle, kamu fabrikalarında ortalama pancar işleme kapasitelerinde artış sağlayacak çözümler ile iklim değişikliğine bağlı olarak pancar silolama koşullarının iyileştirilmesine yönelik yatırımların ele alınmasında yarar görülmektedir. Diğer taraftan kampanya döneminde arıza ve duruşları en aza indirecek çözümlerin geliştirilmesi aciliyet arz eden konulardan biridir.

Bu hususlara istinaden, Sendikamızın temel mücadele alanlarından biri olan Şeker Kurumu’nun gerekliliği noktasına tekrar parmak basmak istiyorum. Etki ve baskı unsurlarına karşın tüm paydaşlara eşit mesafede, pancar ve şeker üretiminin istikrarı ve sürdürülebilirliği, yerli arz güvenliğinin sağlanması, üretimin planlanması ve piyasanın etkin denetimi, fiyat istikrarı, tarımsal kaynaklarımızın korunması, kurumsal hafızanın geleceğe aksettirilmesi ve dış tehditlere karşı sektörün korunması için, paydaşların özgür iradeleri ile çözüm üretecekleri bağımsız bir idari otorite olmalıdır. Bu nedenle de Şeker Kurum’u ve paydaşların yer aldığı Kurul yapısının yeniden oluşturulması gerekmektedir. 

Son olarak ise, bildiğiniz gibi Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından KİT reformu çalışmasını basın ve yayın organlarından takip etmekteyiz. Burada “yönetim kurulu başkanının genel müdürden ayrı belirlenmesi” öngörülmekte.. Bu konunun şeker sanayinin yönetimsel işleyişine uygun olmaması göz önünde bulundurularak, yönetimin profesyonel ve sektörü bilen, liyakatlı kişilerden seçilmesi, icradan sorumlu kılınması ve ilgili KİT yönetim Kurulunda yer almaya devam etmesi gerekmektedir. Bu düzenlemede, TÜRKŞEKER’in stratejik üretim yapısının mutlaka dikkate alınması sağlanmalıdır. 

Yine yazılı basında yer alan “Yönetim Kurulu Başkanı’nın denetleyici işlev üstlenmesi yaklaşımı” ise “kuruluşta sorumluluk sahibi olan karar alıcının kendi kendini denetlemesi” anlamına gelmektedir. 2022 Sayıştay Denetim Raporunda’da önerildiği üzere Türkşeker’de ivedilikle iç denetim sistemini güçlendirmek gerekmektedir.

 Bu kapsamda sivil toplum kuruluşu olarak yönetim kurulu yapısı içerisinde temsiliyet verilmesi ile;

  • demokrasi ile yönetim bağının güçlenmesi, 
  • denetim fonksiyonu itibariyle şeffaf bir şekilde planlama ve süreçlerin yürütülmesi sağlanarak ciddi yönetimsel sorunların önüne geçilebilecektir.

Türkşeker’in yönetimsel karar süreçlerinin bir “Stratejik Plan” kapsamında işletilmesi gereği her koşulda ortaya çıkmaktadır. Türkşeker’in Stratejik Plan’ının işletilmesiyle,

  • Teşekkül önceliklerini görebilecek,
  • gerekli yatırımların yapılması neticesinde sanayi ve dolaylı bulunan tüm üretim kalemleri ve sektörlerde kayıpların oluşması önlenecek,
  • ciddi bir gider olan enerji maliyetlerinin azaltılmasına yönelik verimlilik ve yenilenebilir enerji yatırımları yapılabilecek,
  • Kısacası Teşekkülün geleceğe bakışının, yönelimlerinin ve temel tercihlerinin günün koşullarına uygun olarak yeniden belirlemesi sağlanmış olacaktır.

Ayrıca Sendikamızın mesleki yeterlilik konusunda çalışmaları da devam etmektedir. MYK Gıda Sektör Komitesinin değerlendirmeleri ve talepleri doğrultusunda ve paydaşımız TÜRKŞEKER ile yapılan değerlendirmeler sonucunda ilk etapta ham fabrika alanında meslekler düzenlenecektir. 

Bunlar Pancar Bıçakçısı, Pancardan Ham Şerbet Üretim Operatörü, Pancardan Koyu Şerbet Üretim Operatörü, Ham Fabrika Filtrecisi meslekleridir. Bu 4 adet standart ile bu standartlar temelinde hazırlanan 4 adet ulusal yeterlilik taslağı MYK’ya teslim edilmiştir. 20 Ağustos tarihinde Gıda Sektör Komitesinde görüşülen standartlar  üzerinde gerekli düzenlemeler yapılmış, mesleki yeterlilik kurumu yönetim kurulunun onayına sunulmuştur. 

Onay sonrasında ise resmi gazetede yayınlanması beklenmektedir. Yanı sıra, TÜRKAK denetiminden geçen, Et Ürünleri İşleme Operatörü meslek standartı altında yer alan Kavurma Üretimi ve Baton Döner Üretimi mesleklerinde MYK denetimi de 21-22-23 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilmiştir.

Değerli Arkadaşlar, sözlerime burada son verirken, toplantımızın devamında gündem konularımızı hep birlikte müzakere edeceğiz. Önümüzdeki kampanya dönemi itibariyle de sorunlarımızı masaya yatıracağız.

Bu duygu ve düşüncelerle, 2024-25 kampanya dönemimizin kazasız, belasız, bereketli bir şekilde geçmesini temenni ediyorum. Toplantımızın başta teşkilatımız olmak üzere, ülkemiz çalışma hayatına ve milletimize hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

                                            Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı

                                            İsa GÖK