ŞEKER-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI SAYIN İSA GÖK’ÜN BAŞKANLAR KURULU TOPLANTISI KONUŞMA METNİ
EYLÜL 2022
Değerli Arkadaşlarım,
Sizleri şahsım ve Sendikamız Şeker-İş yönetim kurulu adına saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Başkanlar Kurulu Toplantımızın ülkemize, camiamıza ve teşkilatımıza hayırlar getirmesini diliyorum. Hepiniz hoş geldiniz..
Kıymetli Arkadaşlarım,
İçinden geçtiğimiz süreçte ülkemiz ve tüm dünya; yeni sınama alanlarında dayanıklılık ve dönüşüm ihtiyacının arttığı bir dönemden geçiyor. Dünya ekonomisi için “kasvetli görünüm” ve “artan belirsizlik” 2022 yılına damgasını vuruyor. Covid-19 salgınının etkileri bitmemişken, savaş ortamının küresel toparlanmayı ciddi anlamda geciktireceği öngörülüyor.
Ukrayna-Rusya Savaşı, tüm dünyada gıda ve enerji krizini tetiklerken, az gelişmiş ülkeler açlıkla boğuşuyor. Avrupa’nın, bu kış sadece ısınma değil, endüstrisini ayakta tutma sorunu yaşayacağı değerlendiriliyor. Diğer taraftan Çin, Amerika, Tayvan üçgeni, “çip krizi”nde cepheyi büyütüyor ki bu da, aynı zamanda tedarik zinciri krizi anlamına geliyor. Bu durum, Endüstri 4.0 için çarkların işlememesi demek..
Öte yandan dünyada iklim değişikliğine müdahale edilmesi son derece önemli.. Aksi takdirde araştırmacılar, aşırı hava olaylarına ve bunun toplumsal sonuçlarına hazırlık yapılmamasının çok tehlikeli olabileceğini dile getiriyorlar.
Diğer taraftan siyasi konjonktüre bakıldığında, Batı ve Rusya adeta satranç oyununun tarafları gibi ellerindeki taşları tek tek masaya koymaktalar.
Savaşın gidişatı değerlendirildiğinde, Batı ve Rusya arasındaki bu restleşme ve strateji oyununun uzun bir dönem daha süreceği öngörülmektedir. Finansal tarafta ise savaş; küresel risk algısını değiştirmekte, risk primlerini artırmakta, güvenli limanlara yönelişi tetiklemektedir. Aynı zamanda küresel enflasyon üzerinde de yukarı yönlü bir baskı oluşturmaktadır. Değerli maden ve gıda fiyatları yükselirken enerji fiyatları da rekor seviyelerde seyretmektedir. 1970’lerdeki gibi bir enerji krizi ve stagflasyon ihtimali ise bugün her zamankinden daha sık gündeme gelmektedir.
Değerli Arkadaşlar, tüm bu görünüm değerlendirildiğinde risklerin kaygı vermeye devam ettiğini görüyoruz. Buradan hareketle yakın dönemde;
- Enflasyonu düşürmenin beklenenden daha zor olabileceği ve ancak 2024 yılı sonunda pandemi öncesi seviyelerine düşebileceği;
- Daha sıkı küresel finansal koşulların, yükselen piyasalarda ve gelişmekte olan ekonomilerde borç sıkıntısına neden olabileceği;
- Jeopolitik parçalanmanın küresel ticaret ve işbirliğini engelleyebileceği değerlendiriliyor.
Bu noktada, Türkiye’nin diplomatik girişimlerinin bir yansıması olarak Ukrayna tahıl koridoru, küresel gıda enflasyonunu düşürebilecek kritik öneme sahiptir. Karadeniz’in stratejik önemini gösteren “Türkiye’nin tahıl koridoru girişimi” Türk donanmasının hareket kabiliyeti ve küresel güç imajının artmasına da katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda savaş nedeniyle ortaya çıkan arz dengesizliğini gidermek için tahıl koridorunun açılması, mevcut gıda krizinin hafifletilmesini sağlayabilecektir.
Sonuç itibariyle alanen dünya genelinde yaşam standartları, sıkıştırmaya devam ederken, politika yapıcılar için enflasyon ile mücadele birinci önceliği almaktadır.Daha sıkı para politikası uygulanması kaçınılmaz olup, uygulamadaki gecikme daha kötü sonuçlara yol açabilecektir. Enerji ve gıda fiyatları üzerindeki belirli etkileri ele alacak politikalar, fiyatları bozmadan en çok etkilenen kesimlere odaklanacak şekilde ele alınmalıdır.
Ülke olarak satın alma gücünde yaşadığımız gerilemelerin önümüzdeki dönemde,
- tüketim harcamalarına sekte vuracağı ve
- Avrupa’da yaşanan resesyonun ihracatımızda daralma yaratacağı değerlendirilmektedir.
Bu durumda büyümenin hızla devam etmesi pek mümkün olmayacaktır. Sonuçta elimizde düşük büyüme ve yüksek enflasyon kalacak gibi görünmektedir. Aynı zamanda yüksek işsizlik olan ülkemizde, büyümedeki düşüşler de işsizliğin artarak daha büyük sorun olmaya başlayacağını göstermektedir.
Değerli Arkadaşlar, diğer taraftan işgücü ödemelerinin gayrisafi yurtiçi hasıla içindeki payının geçen yıl aynı dönem yüzde 32,6’lık payından, bu yıl yüzde 25,4’e gerilediğini görüyoruz. Bu durum, emek gelirlerindeki sürekli erimenin ve hayat pahalılığının asıl olarak ücretli kesim, yani bizler üzerinde kaldığının en açık kanıtıdır.
Nitekim son aylarda gıda fiyatları halen 2021 fiyatlarının üzerindeki seyrini sürdürmektedir. Tüketiminin önemli bölümünü gıda harcamalarının oluşturduğu ülkeler, bu enflasyonu daha derinden hissetmektedirler. Ekonomik belirsizlik ve endişelere dair ölçümler önümüzdeki aylarda resesyon olasılığının arttığına işaret etmektedir.
Kıymetli Arkadaşlar, Maalesef birçok sektör içsel ve dışsal olmak üzere çoklu etkiler altındadır. Bu fotoğraf karşısında belki de şeker sanayimiz için de, “kuruluşundan bu yana en zor ve kırılgan zamanlarını yaşıyor” diyebiliriz. Bu etkilerin elbette bir kısmı, zaman içinde birikerek gelen “sektöre özgü kronikleşmiş etkiler”dir. Fakat bir kısmı da, 2020 yılının sonundan bu yana, pandemi ve Rusya-Ukrayna gerilimi nedeniyle yaşanan geçici olmasını umduğumuz gelişmelerdir.
Bunların başlıcaları; arz şokları, tedarik zincirindeki aksamalar, gıda ve enerji fiyatlarındaki artışlar ve dolayısıyla yüksek enflasyon ve finansman maliyetlerinde meydana gelen artışlardır. Bütün bu etkilere ilave olarak ülkemiz, yaşanan yönetimsel boşluklar ve 2018 yılında özelleştirme ile birlikte gelen yapısal bir dönüşüm sürecini yaşamaktadır. Bu olağanüstü şartların bir araya geldiği zamanlarda öncelikli konu “arz güvenliği”nin sağlanması ve talep tarafının ürüne erişimidir.
Bildiğimiz gibi hammadde tedariki, “arz güvenliği”nin ve sürdürülebilirliğin olmazsa olmazıdır. Fakat bugün maalesef, pancar çiftçisinin giderek ekime ilgisinin azaldığını gözlemliyoruz ve bu, sektör için oldukça tehlikeli bir işarettir.
Tarla tarafında; gübre, ilaç, enerji maliyetlerindeki artışlar nedeniyle, pancar çiftçisinin ekim kararı vermesi ancak tatminkâr bir alım fiyatı ve güçlü bir destekleme politikası ile doğrudan ilişkilidir. Bir önceki yıla göre yüzde 140’a varan artışla açıklanan alım fiyatına rağmen pancar çiftçisinin halen bazı tereddütleri olduğu anlaşılmaktadır. Burada pancar çiftçisi için önemli olan, öngörülemez girdi fiyatları karşısında,
- açıklanan fiyatın yeterli olup olmayacağı ve
- alternatif üründen daha fazla gelir elde edip edemeyeceğidir.
Son birkaç yıldır pancarın en yaygın alternatifi olan buğday ile pancar fiyatları arasındaki ilişkinin pancar aleyhine bozulduğunu görmekteyiz. Bu da pancar çiftçisini alternatif ürünlere kaymaya özendirebilmektedir. Tatminkâr bir pancar fiyatı ve destekleme politikası; sürdürülebilir üretim başta olmak üzere,
- pancar çiftçisinin makine ekipmanlarını yenileyebilmesi,
- sulama sistemlerini iyileştirebilmesi,
- geleceğe hazırlanabilmesi ve
- yatırım yapabilmesi için sermaye biriktirebilmesi açısından önemlidir.
Özetleyecek olursam, arz güvenliğine yönelik olarak; pancar üreticisine tatminkâr gelir elde edeceği ve alternatifleri ile arasındaki ideal paritenin gözetileceği fiyatlandırmanın yapılması gerekmektedir.
Arz güvenliğinin bir diğer bileşeni olan sanayi tarafında ise bugün, enflasyon ortamında öngörülmesi zor girdi maliyetleri; şekerin ve yan ürünlerin fiyatlandırılmasında da istikrarı olumsuz etkilemektedir. Üstelik her durumda şeker fiyatlarındaki reel değişimin pancar fiyatlarındaki reel değişimin altında kalmış olması, önemli bir tespittir.
Bakın 2018 yılından sonra, Türkşeker’in piyasadaki ağırlığını kaybetmesi ve piyasada hemen hemen eşit ağırlıkta ve üçlü bir yapının oluştuğunu biliyoruz. Pancar alım fiyatlarında yine “fiyat yapıcı” oyuncunun kamu olduğu görülmektedir. Fakat şeker toptan fiyatlarında kamu ile diğer oyuncular arasında farklılaşma meydana gelmektedir.
Kamu da dâhil olmak üzere sektördeki tüm oyuncuların sürdürülebilir olması, teknoloji geliştirebilmesi ve riskler ile baş edebilmesi içinsermaye biriktirmesi zorunludur. Çoğu zaman satış fiyatları üretim maliyetlerinin altında kalan Türkşeker, geçmişte sermaye biriktirememiştir. Hatta sermaye transferleri ile güçlendirilmek zorunda kalmış ve buna rağmen bilançosunu artan “dönem zarar”ları ile kapatmış ve kapatmaktadır.
Burada küçük bir not eklemek isterim. Dünya’da şeker ile pancar fiyatı arasında, matematiksel ilişkiye bağlanmış formüller uygulayan ülkeler vardır. Bunu son olarak uygulayan ve pancar yetiştirme sözleşmelerine derc eden ülkelerden birisi de İngiltere’dir. Şekerin satış fiyatına bağlı olarak çiftçiye ödeme yapılması mantığına dayanan bir sistemdir. Belki önümüzdeki yıllarda, sektördeki tüm paydaşların katılımı ile benzer bir sistematik üzerinde çalışılabilir.
Buraya kadar özetlemeye çalıştığım “görünüm” sektörün bir yandan yapısal değişim, bir yandan da küresel gelişmeler ağırlıklı “riskler” ile karşı karşıya olduğuna işaret etmektedir. Tabi ki, her sektörde olduğu gibi önemli olan, “kriz zamanları” ile baş edebilecek tedbirleri geliştirmiş olmaktır; “risk”i yönetebilmek ve “kriz”e hazır olmaktır.
Nitekim esnek teknoloji ve proseslere sahip şirketler, girdi tedarikinde çeşitlendirme altyapısına sahip oyuncular, bu krizleri daha rahat atlatma imkânına sahip olmaktadırlar.
Değerli Arkadaşlarım,
2000’li yılların başından bu yana birikerek gelen kronik sorunlar, sektörün kamu ayağını olumsuz etkilemiştir. Yatırım ödeneklerinde zaman içinde meydana gelen reel gerileme sektörü bir yandan Dünya ile teknolojik yarışta geride bırakmıştır. Diğer yandan da bazı büyük kooperatif şirketleri önemli yatırım açılımları ile kamu ile aralarındaki teknolojik farkı olumlu yönde açmışlardır. Bu da verimlilik açısından kamu ayağının kooperatifler karşısında geride kalmasına neden olmuştur.
Enerji tasarrufuna yönelik önlemler kamuda yetersiz kalırken, proses verimliliğinde de kayda değer gelişmeler elde edilememiştir. En temel gösterge olarak şunu söyleyebilirim. Türkiye’de 7-7,5 kg pancardan 1 kg şeker elde edilirken, bazı AB ülkelerinde bu değer 6,25 kg’a kadar düşebilmektedir.
Dünya bundan on yıllarca önce hayata geçen çeşitlendirme ve biyobazlı üretim yatırımları sayesinde bir yandan ürün portföyünü genişleterek büyümüşlerdir. Bir yandan da diğer coğrafyalardaki fırsatları değerlendirmişlerdir. Türkiye’de sadece birkaç şirket çeşitlendirme yatırımlarına yönelebilmiştir.
Üstelik, iç pazarda NBŞ yanında, büyümeyi kısıtlayan yüksek yoğunluklu tatlandırıcılar pancar şekeri talebi üzerinde baskı oluşturmuşlardır. Talebin genişlemesine ve dolayısıyla pancar şekeri şirketlerinin büyümesine engel teşkil etmektedir. Bu ürünlerin ithalatındaki hacimsel büyüme, pancar şekeri sektörü yıllık ortalama büyüme hızının 6 katı düzeyindedir.
Kaldı ki son yıllarda bir türlü aşamadığımız diğer bir sorun da, nicel ve nitel olarak işgücünde yaşanan yetersizliktir. Konuşmamın ilerleyen kısımlarında bahsedeceğim taşeron sisteminin getirdiği nitel olumsuzluklar yanında, tarım ve sanayi tarafındaki nicel yetersizlik, verimlilik kaybına neden olabilmektedir.
Burada kalifiye olan geçici işçi arkadaşlarımızın kadro sorunu yine gündeme gelmektedir. Keza ülkemiz çalışma hayatı gündeminin de ilk sıralarında yer alan bu meselenin yakın takipçisi olduğumuzun burada altını çizmek isterim.
Değerli Arkadaşlar, sözün özü sektörümüz kritik bir eşikten geçmektedir. Dolayısıyla şu anda öncelik, devletin öncülüğünde, tarım ve sanayi birlikteliğiyle arz güvenliği ve piyasa istikrarının sağlanmasıdır.
Gelinen bu noktada, devlet tarafından alınacak ek tedbirler ve sağlanacak destekler sektörün sürdürülebilirliği ve geleceği açısından belirleyici olacaktır. Bu arada 2018 yılında özelleştirilen fabrikalar için getirilen üretim şartı, bu kampanya yılı sonunda sona ermektedir. Bu noktada sektörümüz için geç kalınan ve bugüne kadar bir planla gündeme bir türlü gelmeyen yol haritasının çizilmesi, gerekli tedbirlerin alınması mühimdir.
Sonuç itibariyle, tarım ve sanayinin sermaye biriktirmesine, yatırım yapabilmesine olanak sağlayacak piyasa şartlarının oluşmasına imkân tanınması gerektiğini düşünüyorum. Böylelikle daha sağlıklı işleyen ve istikrarlı bir piyasa oluşması mümkün olacaktır. Bunlar sağlandıktan sonra, sektör zaten teknolojik açıdan atılım yapacak noktaya gelecek ve rekabet gücünü artıracaktır.
Bu noktada, Malatya Şeker Fabrikamızla başlayan yeni üretim dönemimizin sanayimize, sektörümüze, teşkilatımıza ve ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. 2026 yılında bir asrı geride bırakacak olan Türk şeker sanayinin bu kritik dönemi; şeker kurumunun yeniden tesis edilmesiyle, devlet, üretici, çalışan ve sanayici işbirliği ile aşacağına yürekten inanıyorum.
Kıymetli Arkadaşlar, Şeker-İş olarak bir yandan şeker arz güvenliği bir yandan da çalışanların hakları ve emeklerinin karşılığını alabilmeleri için gayret gösteriyoruz. Girdiğimiz kampanya dönemi de gözetilerek ivedilikle çözüm bekleyen diğer bir meselemiz de, muvazaaya dayalı hizmet alımları yoluyla alt işveren işçilerinin çalıştırılması..
Asıl iş olduğu çok sayıda ve güncel yargı kararı ile ortaya konulan işlerde hizmet alımı yoluna gidilmesi uygulamasından vazgeçilerek, Sendikamız ile birlikte bu soruna çözüm bulunması büyük önem kazanmıştır.
Bu çerçevede; başlangıç olarak şeker ambalajlama, paketleme, çuvallama işi alınmak üzere, asıl işlerde alt işveren işçilerinin istihdamına dair hukuka aykırı uygulamaya son verilmelidir. Bu işlerin Türkşeker’in kendi işçileri eliyle yapılmasını, mümkün istihdam yöntemi konusunda Sendikamızla birlikte, yürürlükte olan TİS hükümleri uyarınca bir çözüm bulunması için çalışma başlatılmasını talep zorunluluğu doğmuştur.
Yıllardan bu yana sürdürülen olumsuz uygulamanın bu kampanya döneminde de gündeme gelmesi halinde, ihaleye çıkılan tüm fabrikalar için Bakanlığa bildirimde bulunarak gerekli yasal işlemlerin yapılmasını talep etmiş bulunuyoruz. Sorunun hukuk kuralları ve çalışanların hakları gözetilerek çözümü için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Bilinmelidir ki Şeker-İş olarak, şekerimizi ve gıdamızı sahiplenen ve sektörümüzün geleceğini garanti altına almaya çalışan düsturumuzdan taviz vermeden ilerleyeceğiz. Çünkü bizler, sadece kendisinin sürdürülebilirliği peşinde koşanlardan değiliz. İşbirliği, ortak akıl ve işbölümü olmaksızın başarının hep eksik kalacağına inananlardanız. Aynı zamanda sürdürülebilirliğin bir gelecek temennisinden öteye taşabilmesinin de söylemlerle değil, eylemlerle olabileceğini biliyoruz.
İşte bu çerçevede Gıdanın Geleceği Ellerimizde Zirvemizle, disiplinler arası bir yaklaşımla çözüm ortaklarımızı bir çatı altında toplayarak, Gıdamızın bugününü ve geleceğini masaya yatırdık.
Gerçekleştirdiğimiz kıymetli organizasyonumuzda iklimden gıdaya, şekere, sağlığa, hatta tarihe, gelecek nesillere, tarıma, gıdada yeni trend ve algılara, yeni teknoloji ve kaynaklara, stratejilere kadar birçok alanda konuştuk, değerlendirdik, geleceğe rehber olduk.
Özellikle sendikal camia için örnek teşkil eden bu çalışmada başta Konfederasyonumuz Türk-İş olmak üzere, geleceğimize sahip çıkma mücadelemizde bizleri güçlendiren tüm kıymetli destek ve katılımlar için müteşekkiriz.
Bu kıymetli çalışmadan çıkan her mesajın, tüm insanlık adına sektörümüz ve ülkemiz için hayırlar getirmesini temenni ediyorum.
Yine aynı bilinçle sürdürdüğümüz gıda israfının önlenmesi ve farkındalığının arttırılması amacını taşıyan “Bir Lokma, Bir Hayat” kampanyamız devam ediyor. Sizlerin ve teşkilatımız katkılarıyla süren bu çalışmamızın da amacına hizmet edeceğine yürekten inanıyorum..
Değerli Arkadaşlarım, unutmayalım ki biz Sendikaların işçi hakları yanında, iklim krizi, gıda güvenliği, metaverse, akıllı uygulamalar ve daha birçok güncel gelişmenin takipçisi ve tarafı olmamız gerekiyor.
Bakın üyesi olduğumuz ve çalışmalarına katıldığımız Avrupa Gıda, Tarım ve Turizm Sendikaları Federasyonu EFFAT’ın da bu misyonunu görünce, sendikamızın bir dünya sivil toplum örgütü çizgisinde ilerlediğini görüyoruz.
Şöyle ki, küresel gıda krizini önlemek ve gıda maliyetlerini satın alınabilir düzeyde tutulmasını güvence altına almak için EFFAT önerilerini aynı masa etrafında değerlendirme fırsatını bulduk.
Katıldığımız toplantıda EFFAT, AB Kurumlarını ve Avrupa hükümetlerini, küresel bir gıda krizinin felaket senaryosundan kaçınmak için ne gerekiyorsa yapmaya çağırdı.
- Ukrayna'da ve gıda açığı bulunan ülkelerde gıda kıtlığının önlenmesi ve yerli gıda üretiminin desteklenmesi,
- Küresel tahıl ticaretinin yüzde 70 ila 90'ını kontrol eden bir avuç ülke ve şirketin, küresel tahıl ticaretindeki güç yoğunlaşmasıyla mücadele edilmesi,
- Gıda ürünlerinin stoklanmasına son verilmesi,
- Hane halklarının ve işçilerin artan gıda ve enerji fiyatlarına karşı desteklenmesi,
- Tarımsal gıda sektörünün yeniden düşünülmesi ve ders çıkartılması,
Tarım-gıda sektöründe iş ve çalışma koşulları üzerindeki olumsuz sonuçların önlenmesi,
konuları üzerinden EFFAT, bu kararları AB Kurumlarının dikkatine sundu. Bu örnek üzerinden konuyu açacak olursam, dönüşüm yaşanan bu büyük sistem içerisinde Sendikalar, hem küresel hem de ülkemiz özelinde yaşanan zorlu dönemde ve yakın gelecekte bambaşka bir yere konumlanmıştır.
İş güvencesi temelinde, zorlu şartları işçi lehine yöneten en önemli mekanizma Sendikalardır. Fakat eş zamanlı olarak da, fabrika ayarlarımızı yenidünyanın yeni nesil dönüşümlerine göre yapılandırmamız gerekiyor. Bu bakış açısıyla tarafımızı güçlü kılmak için, örgütlülük düzeyimizi yükseltmek, daha fazla kardeşimize ulaşmak zorundayız. Sendikasız çalışmak, yanlışlara başkaldırılamamanın temelinde yatan en büyük gerçekliktir.
Örgütlü bir toplum olmadan en ufak bir hayalimizi dahi başaramayacağımız bilinmelidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Vedat Bilgin’in önderlik ettiği "Burada sendika var, toplu sözleşme var, prim borcu yok, burada iş düzgün yürüyor" anlamına gelecek beyaz bayrak uygulamasında olduğu gibi devletimizin bu mücadelede bizlere güç vermesi şart.
Son olarak Alp Hindi ve özellikle son süreçte diğer işyerlerinde de yaşadığımız gibi,
- sendikalaşma kanallarını tıkayan,
- işçiyi mağdur eden,
- örgütlenme özgürlüğünü hukuka rağmen engelleyen,
- çalışanın emeğini hiçe sayan yerli-yabancı tüm işveren/işyerlerine karşın etkin düzenlemelerin tez vakitte devreye alınması gerekmektedir.
Kıymetli Arkadaşlarım, işçi sendikalarının son güncel istatistiklerine göre, gıda sanayimizde 688 bin 678 gıda çalışanın sadece yüzde 12.48 ‘i örgütlüdür.
Burada örgütlü olmayan yüzde 87.5’lik sendikayla tanışmayan, sendikal haklardan mahrum çalışan kardeşimiz bulunmaktadır. Ülkemizde sendikal örgütlenmenin niteliğinin her geçen gün düştüğü zaten ortadadır.
Fakat Sendikamızın artan gıda sanayi işçi sayısı da dikkate alındığında, üye varlığını tüm gücümüzle arttırması gerekmektedir. Bu konu, toplantımızın ana meselelerinden biri olarak toplantımızın ilerleyen kısımlarında enine boyuna konuşulacaktır. Bu bakış açısıyla hedeflerimizi ve çalışmalarımızı istikrarlı ve planlı bir şekilde hayata geçirmekten başka çaremiz yoktur.
Bu duygu ve düşüncelerle, toplantımızın başta teşkilatımız olmak üzere, ülkemiz çalışma hayatına ve milletimize hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı
İsa GÖK



