Logo 1 Logo 2 EFFAT IUF
04.08.2026 2 tekil ziyaret

ŞEKER-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI SAYIN İSA GÖK’ÜN BAŞKANLAR KURULU TOPLANTISI KONUŞMA METNİ KASIM 2024

Sayfayi Paylas

ŞEKER-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI SAYIN İSA GÖK’ÜN BAŞKANLAR KURULU TOPLANTISI KONUŞMA METNİ 

KASIM 2024

         Değerli Arkadaşlarım,

 Bugün burada birlikte olmaktan duyduğum memnuniyetle, sizleri şahsım ve Şeker-İş yönetim kurulu adına saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz. 

Başkanlar Kurulu Toplantımızın ve başlayacağımız “toplu iş sözleşmesi çalışmaları”nın ülkemize, camiamıza ve teşkilatımıza hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Bugün burada,  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin    41. kuruluş yıldönümünü tebrik ediyor, istikbal ve istiklalimiz için mücadele eden tüm şehit ve gazilerimizi şükran ve rahmetle yad ediyorum.

 Ayrıca geçtiğimiz günlerde TUSAŞ Kahramankazan yerleşkesine yönelik gerçekleşen alçak ve hain terör saldırısını büyük bir elemle kınıyor, yönetim kurulumuz ve teşkilatımız adına milletimize bir kez daha başsağlığı diliyorum. Şeref yoksunu hain saldırıların asla amacına ulaşamayacağını, gece gündüz ülkesinin güvenliği için çalışan vatan evlatlarının asla yılmayacağını bizler çok iyi biliyoruz.

Milli kararlılığımıza, savunma sanayine, geleceğimize, birliğimize beraberliğimize, huzurumuza kasteden kirli zihinlere söylenecek tek bir şey var:

“HAİN SALDIRILARINIZLA BİZLERİ KORKUTAMAZSINIZ.” 

 Saldırı altında kalan evlatlarımızın da dediği gibi;

 "HAİNLERE İNAT DAHA FAZLA ÇALIŞACAĞIZ, DAHA FAZLA ÜRETECEĞİZ"

 Değerli Arkadaşlarım,

Malumunuz Eylül ayında gerçekleştirdiğimiz son başkanlar kurulumuzun üzerinden yaklaşık iki aylık bir süreci geride bıraktık. Bu süreç içerisinde dünya ve ülke gündemimiz, yine ciddi konulara ev sahipliği yaptı.

Kana doymayan İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki katliamları devam ederken, bizim de içinde bulunduğumuz bu kadim coğrafya; kadınların, çocukların, mazlumların ferhatlarıyla inlemeye devam etti. Kundaktaki bebekleri dahi öldürmekten zevk alan bir cinnet haliyle karşı karşıyayız. 

Düşünün ki;

Gidecek yeriniz yok..
Güvenli hiçbir nokta yok..
Her şeyinizi ama her şeyinizi kaybetmişsiniz..
Ve Dünyanın gözü kör, kulakları sağır olmuş...

Bu nasıl bir çıkmazdır, nasıl bir acıdır, küçücük yaşta yaşanan nasıl bir sınanmadır, tarif etmesi gerçekten oldukça güç..Bu trajedi son bulmadıkça yarın için hiçbir insanın onurunu koruyabileceğinin bir garantisi yok..

Ekim ayında tam 1 yıl olan bu zaman zarfında, dünyanın gözü önünde yaşanan katliamı bir kez daha büyük bir nefretle, büyük bir öfkeyle hepimizin adına lanetliyorum. Uluslar arası hukuka dair, insanlığa dair, bildiğimiz bütün değerlerin bütün normların hiçe sayılmasını reddediyorum. 

Bıçağın sırta dayandığı bu noktada şunu söyleyebilirim ki;  insanlık artık güçlü olana eğilmekten kurtulup onuru için ayağa kalkmalıdır.

Değerli Arkadaşlar, tüm dünyanın gördüğü üzere İsrail yönetimi, Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Geçici Barış Gücü’ne saldıracak, Barış Gücü’nü tehdit edecek kadar küstahlaşmış vaziyettedir. Zira Barış Gücü'ne yönelik bu saldırılar, uluslararası topluma karşı ciddi bir meydan okumadır. Aynanın diğer yüzü ise göstermektedir ki karşımızda kendi mensubunu korumaktan aciz bir Birleşmiş Milletler vardır. Bu durum gerçekten uluslararası sistem adına utanç ve kaygı vericidir. Bunun adı acizlik ve İsrail saldırganlığına teslim olmak demektir. 

Anlaşılan o ki, İsrail hükümeti, Amerika ve Avrupa’nın koşulsuz desteğini aldığı müddetçe saldırılarını durdurmayacaktır. İsrail'in yayılmacı ve saldırgan tutumu, Ortadoğu istikrarsızlığını uzun dönemli olarak daha da derinleştirecektir. Çünkü İsrail'in saldırganlığı bölgede jeopolitik ve güvenlik dengelerini sarsmış durumdadır. Bölge şu anda bir savaş sarmalındadır.  Fay hatlarının giderek daha fazla açılması, bölgenin diğer aktörlerini de bu sarmalın içine muhakkak ki çekecektir. 

Lübnan, Suriye, Irak ve İran'ın istikrarsızlığı doğrudan Türkiye'yi etkileyecektir. Kaldı ki bölgede ateşkese, barışa, her yaklaşıldığında İsrail bu süreci dinamitleyecek bir provokasyona imza atmaktadır. 

Burada ülke olarak dinamikleri doğru okumamız gerektiği bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Bölücü terör dâhil ülkemize ve Türk demokrasisine yönelik her türlü tehdidi bertaraf etme irademizi tam olarak kullanmak zorundayız. Zalimler karşısında insanlık cephesini güçlendirmenin gayretinde olduğumuzu biliyoruz. Ayrıca savunma sanayi alanında dışa bağımlılığımızı en aza indirmek, yerli ve milli üretimi güçlü kılmak, dijital terör eylemlerine karşı mukavemetimizi güçlendirmek, teknolojiyi sadece kullanan değil, tasarlayan, geliştiren, üreten ve ihraç eden bir ülke olmak zorundayız. Sonuç olarak yine aynı ve temel olan konumuz; “VATANIMIZ” etrafında birleşmek, kalkan oluşturmak durumundayız. Çünkü “VATAN” yoksa ne emeğimizin kıymeti var, ne de ekmeğimizi bölüşülebileceğimiz soframızın bir kıymeti var. 

        Öte yandan da Türkiye, coğrafi, beşeri, ekonomik ve tarihi bağları itibarıyla tek bir bloğa sıkıştırılamayacak bir ülkedir. Küresel gerilimlerin ürkütücü boyutlara ulaştığı, büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı, bölgemizin sürekli diken üstünde olduğu bir dönem de dış siyasette yeni denklemler kurulması tercihten öte bir ihtiyaçtır. Bu açılımlara sadece biz değil, komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de ihtiyacı vardır. Bölgesel iş birliği ve dayanışma ne kadar artarsa, giderek büyüyen tehditler karşısında o derece mukavemet kazanılır. Küresel siyasetin bir türlü istikrara kavuşamaması, küresel ekonomideki sorunların da çözüm yolunu tıkamaktadır. Büyüme, istihdam ve enflasyonla ilgili beklentilerdeki kötümser hava halen ortadan kalkmış değildir.

Kıymetli Arkadaşlar,

Bugün güç ve paranın çok küçük bir azınlığın elinde olduğu bir dönemdeyiz. Şirketlerin devletlerden dahi güçlü olabildiğini görüyoruz. Keza ülkemizde de son 18 yılın verilerine bakıldığında, gelir adaletsizliğinin en çok derinleştiği yılın 2023 yılı olduğu tespiti var.  En zengin yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay yüzde 49’a yaklaşmıştır. Yani neredeyse gelir pastasının yarısı en zenginlerin elindedir.  En düşük gelire sahip olan yüzde 20'lik grubun aldığı pay ise yüzde 6 civarındadır.

Gelir adaletsizliği bu boyuttayken, aynı zamanda ülke olarak adeta bir “afet”in üstesinden gelmeye çalışır gibi enflasyonla mücadelemiz de devam etmektedir.  Üstelik bugün enflasyonla yani hayat pahalılığıyla bütüncül mücadeleyi “dezenflasyon” ile birlikte anar vaziyetteyiz. Toplumumuz, özellikle çalışanlar, sabit gelirliler ve emekliler “bu süreç başladı başlayacak” derken ciddi manada yorgun düşmüştür. Artan ücretler enflasyona halen yetişemez durumdadır. Reel hayatla bağdaşmayan rakamlarla enflasyonu düşük gösteren TÜİK’e karşı da toplumun güven sıkıntısı sürmektedir. 

Burada sendikal hakların güçlendirilmesine olan ihtiyacın elbette her zamankinden çok daha artığının da altını çizmek gerekir. Çalışanların daha adil bir ücret pazarlığı yapabilmesi için sendikaların güçlendirilmesi ve mevcut engellerin kaldırılması lazımdır. Türkiye’de geniş bir kesimin ekonomik refahını artırmak ve gelir dağılımını iyileştirmek için köklü değişikliklerin gerekliliği ortadadır. Asgari ücretle çalışanların yanı sıra diğer gelir gruplarının da hak ettikleri düzeyde gelir elde edebilmeleri sağlanmalıdır. Kaybolan satın alma gücümüz geri verilmelidir.

İşte bu doğrultuda Konfederasyonumuz Türk-İş öncülüğünde bildiğiniz gibi, “Zordayız Geçinemiyoruz” adıyla başlatılan eylemler mitinge varıncaya kadar devam etmiştir. Nitekim 6 Ağustos 2024’den bu yana; Konfederasyonumuz çeşitli platformlarda, toplantılarda, mitinglerde, kitlesel basın açıklamalarında seslendirilen taleplerinin karşılık bulmadığı tespitini yapmıştır. 20 Ekim’de ağırlaşan geçim ve çalışma şartlarını protesto etmek için Ankara’da yapılan “Emek Buluşması Mitingi”; Vergide Adalet İçin,  İnsan Onuruna Yakışır Bir Yaşam İçin, Ücret Eşitsizliklerinin Ortadan Kaldırılması İçin, İşsize İş, Taşerona Kadro ve Sendikal Haklarımız İçin, 120 bine yakın sesin bir araya geldiği son yılların en büyük mitingi olmuştur.

Tıpkı buradaki büyük birliktelik gibi, Sendikamız da tüm eylem programı boyunca teşkilatıyla önemli bir çalışmanın içerisinde olmuş ve mücadelesini hassasiyetle sürdürmüştür. 

Sonuç alacağımıza olan inancımızla, Başkanlar Kurulumuz vesilesiyle, emek veren siz kıymetli başkanlarımız başta olmak üzere mücadelemize yüreğini koyan her bir üyemize şükranlarımı sunmak istiyorum.

     Değerli Arkadaşlarım tabi tüm bunlarla birlikte, çalışma hayatımızda sendikalaşma oranlarının düşüklüğü ve örgütlenme önündeki engellerin aşılamaması, toplu iş sözleşmesi kapsamının düşüklüğü, muvazaaya dayalı alt işveren ilişkisi, uzayan yetki davaları, iş mevzuatı ve uygulamalardan doğan problemler, haftalık çalışma saatlerinin düzenlenmesi gerekliliği, iş sağlığı ve güvenliği alanının güçlendirilmesi gibi pek çok konunun kıskacı altında bulunmaya devam ediyoruz.

   Örneğin çok acı ki yılda 650 bin iş kazası oluyor, bu nedenle 2 bin işçi ölüyor,  4 bin işçi ise hayatına engelli olarak devam ediyor.. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun çıkartıldığı 2012 yılından bu yana iş kazalarının sayısının dokuz kat artmış olması gerçekten korkutucu ve endişe vericidir.

    Bu elim suret karşısında, biz ve sendikal camia, çalışma hayatımızın bugünü ve yarını için verebileceği katkıları, bugünün sorunlarının bizleri nasıl etkilediğini ve etkileyeceğini, alınacak önlemleri, mevcut hukuki, mevzuat ve uygulama sorunlarının çözüme dönük meselelerin takipçisi olmaya çalışmalıdır.  Şeker-İş olarak bizler bu bakış açısıyla hareket etmeye gayret ediyoruz. Çünkü kalkınmanın önceliği,  insanı korumak ve güveni tesis etmekten geçmektedir.

Aynı zamanda çalışma hayatımızın bütününü doğrudan ilgilendiren her bir mesele için tüm tarafların aynı masa etrafında oturması zorunludur. Kamu, sendikalar, işverenler, hukuk çevresi, üniversiteler ve diğer paydaşların çıkış yollarını tartıştığı, değerlendirdiği, uluslararası mevzuata uyumunu gözettiği, etki alanlarını analiz ettiği bir toplu çalışma anlayışı inşa edilmelidir. Sonrasında da sektörler ve kurumlar düzeyinde işin gereklerine uygun istihdam, fırsat eşitliği, çalışanların üretkenliği ve iş tatmininin sağlanması, çalışanların niteliğinin geliştirilmesi gibi çalışma ortamlarının, koşullarının ve cazibesinin artırılmasına yönelik altyapının ve yönetim tarzının geliştirilmesine odaklanılmalıdır.  Bunun yanında ayrıca dönüşen dünyanın dönüşen çalışma yaşamına ilişkin projeksiyonlar öncülüğünde politikalar belirlenmelidir.

   Emeğin korunması ve geliştirilmesi konusundaki elzem olan bu eğilim ve politika kararı sendikacılık açısından önemlidir. Ülkemizin örgütlenmeyi teşvik edici politikaları, bu sarmalın ana merkezinde anahtar niteliğindedir. Daha açık bir ifadeyle; Türkiye’nin kalkınması; gıda sanayinde kendine yeterliliğe, katma değerli üretime, sanayi ötesi teknolojilere bağlıdır. Bunu da  “düşük standartlı sosyal şartlardaki emeğin” üzerinden sağlamaya çalışmak yanlış bir hesaptır. 

Bu açıdan emekle kurulacak sosyal diyalog, üretimin gücünü artıracak, yeni dönüşen dünyaya uyum için güçlü bir motivasyon ve bağ yaratacaktır.

 Kıymetli Arkadaşlarım, bu güçlü anlayışın varlığından bahsedebilmemiz için hukuki, hakkaniyetli, çalışan ve sendika dostu uygulamalarla karşı karşıya kalmalıyız. Örneğin biliyorsunuz, kamu işyerlerinde bilirkişi raporları ve kesinleşen yargı kararlarına rağmen asıl işlerde hizmet alımı yoluyla çalışma usulü artarak devam ediyor. Türkşeker’de yine bu kampanya döneminde de aynı mevzu ile yüz yüze bulunuyoruz.  Sendika olarak yıllardan bu yana uygulanmakta olan hukuksuz iş sürecine karşı hukuki mücadelemiz bu dönem de devam edecek.

     Gerçekleşen çalışma ve iş ilişkilerinin;

  •  ivedilikle ve yerinde yapılacak teftiş ile incelemeye alınmasına, soruşturulmasına, 
  • İş Kanunu ile yasaklanan, başta kristal şeker ambalajlama, pancar analiz ve kontrol laboratuvarı ile kazan dairesi işleri olmak üzere, bazı hizmet ihalelerinde Türkşeker eski işçilerinin aynı işleri alt işveren işçisi olarak yapmaları nedeniyle muvazaa tespitine,

     istinaden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı- Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı’na başvuruda bulunduk. Gerekli yasal işlemlerin yerine getirilmesi için geniş kapsamlı bir hukuki süreç başlatmış bulunuyoruz. Sendikamız hukuki süreç bakımından değerlendirdiği Ankara, Eskişehir, Burdur ve Ereğli Şeker Fabrikalarıyla süreci başlattı ve diğer fabrikalar hakkında da başvurumuz 4 Kasım 2024 tarihi itibariyle yapılmış bulunuyor.

               Nitekim sendika olarak bu çarpık yapının peşini bırakmaya asla niyetimiz yok..

     Çünkü işyerlerinde ve iş kolunda çalışma barışını tehdit eder noktaya gelen ve yargı kararlarına rağmen sürdürülen süreçlere karşı her türlü yasal ve meşru mücadeleyi vermek, sosyal devlet ilkesinin gereğidir;  ve sendika olarak teşkilatımızın da desteğiyle, istihdamda kalite standartlarının gelişmesini sağlamak, sektörün imajını iyileştirmek ve temsilini güçlendirmek zorundayız. Sözün özü bizler, öznesi konumuna gelen iş yaşantımızdan geleceğe güvenle bakabilmenin çözüm yolları için çalışmak durumundayız.

                 Bu çerçevede ortaya koyduğumuz çalışmaların bir örneği de,  Sendikamız Şeker-İş’e camiamıza kazandırdığı “İş ve Hayat” ekonomi, hukuk ve sosyal politika dergimizdir. 

    Bu yıl,  10. yayın yılını karşılamış bulunuyoruz. Bugün dergimiz ne mutlu ki, alanında uzman isimlerin ve akademisyenlerin derin bilgileriyle yaşından çok daha büyük bir birikimin ve zenginliğin buluşma noktası oldu.  Keza biz sivil toplum örgütlerinin,  akademik çalışmaların toplumun sorunlarına reçeteler sunması noktasında sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum. Bu şiarla, yoluna güvenle ve bilimin gölgesinde devam eden akademik dergimiz  “İş ve Hayat”ın 10. yılını tebrik ediyor, kıymetli çalışmamızın daha nice yıllar yayımının devam etmesini diliyorum. 

                 Değerli Arkadaşlar, Geçtiğimiz günlerde büyük bir gururla ve coşkuyla Cumhuriyetimizin 101. yıldönümünü kutladık ve elbette yine odak noktamız, ikinci yüzyıla yakışır yatırım, istihdam ve üretim odaklı bir yaklaşımın çok yönlü inşa edilmesidir. 

    Aynı şekilde ülkemiz şeker sanayinin de bu kalkınma yolculuğuna gelişerek büyüyerek katkı vermesi gerekiyor. Bu bakış açısıyla geçtiğimiz günlerde şeker sanayinin tüm taraflarına sektörümüzün önemi, öncelikleri, sorunları ve geleceğine dair bir istişare raporu ilettik. Sektörümüz menfaatleri doğrultusunda birlikte inisiyatif alarak gerekli girişimlerde bulunulmasının yerinde olacağı değerlendirmesinde bulunduk.

    Şeker Kurumu’nun Faaliyete Geçirilmesi,  Münavebeli Üretim Modelinin Bozulması,  Nişasta bazlı Şeker Lobilerinin Sessizliğinin Altında Yatan Bilinmeyenler, Artan Yüksek Yoğunluklu Tatlandırıcı İthalatı Sorunu, Satış ve Stok Yönetimi,  Pancar şekeri şirketlerine kotaları ölçüsünde C şekeri üretimi için bir zorunluluk getirilmesi ve Su Yönetimi konularını ele aldık; ve çözüm önerilerimizi sunarak, işbirliği çağrısı yaptık. 

    Nitekim geleceğe güvenle bırakabileceğimiz bir milli şeker sektörü bugün hep birlikte atacağımız adım, bulunacağımız girişim ve çalışmalara bağlı olacaktır. Bu çerçevede Şeker-İş olarak sorunlarımıza milli ve nitelikli cevaplar üretmek adına her türlü bilgi alışverişi ve çalışmaya devam edeceğimizi tekrar vurgulamak isterim.

    Ayrıca biliyorsunuz, ülkemiz gündeminde uzunca bir süredir gıda konusunda devam eden tartışmalar var.  Devletimizin görevi vatandaşının sağlıklı, güvenilir, mevzuatta belirlenen şartlara uygun şekilde imal edilmiş gıdaya erişimini temin etmektir. Tarım Bakanlığı’nın yaptığı denetimlerin gayesi de budur. Burada Sayın Bakan YUMAKLI’nın da oldukça büyük katkıları ve değerli çalışmaları olduğunu biliyorum. Buradan hareketle yapılan denetimlerin devam ettirilmesi, halk sağlığının tehlikeye atılmasına asla göz yumulmaması oldukça önemlidir. 

    Aynı şekilde nişasta bazlı şeker üretimi ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcı ithalatı noktasında ilgili tüm mercilere ilettiğimiz üzere kullanımlarının izlenilmesi, denetimlerinin arttırması gerekmektedir. 

    Yetkililerin yapacağı denetim ve bilgilendirmeler; “Tüketici sağlığı, sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi ve tüketici farkındalığının arttırılması” bakımından oldukça önemlidir. 

    Bununla beraber, son dönemde ülkemizde peş peşe yaşanan kadın, çocuk ve hayvan katliamları bizleri derinden etkilemektedir.  Kadınlarımıza dönük artan şiddet olayları karşısında yapılması gereken; her türlü önlem ve yeni düzenlemeyi ülkemizde hayata geçirmektir. Mevcut düzenlemeler gözden geçirilerek alınması gereken ek tedbirler belirlenmelidir. 

    Değerli Arkadaşlarım, sözlerime burada son verirken, geçtiğimiz ay elim bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrılan, Şeker-İş Ailesi’ne değerli hizmetlerde bulunan, Kayseri şube başkanımız Mustafa KILIÇ’a Başkanlar Kurulu Toplantımız vesilesiyle bir kez daha Yüce Allah’tan rahmet, teşkilatımıza ve bizlere ise başsağlığı diliyorum. Değerli Başkanımızın Mekânı Cennet Olsun.

     Gündem konularımızı ve toplu iş sözleşmelerine dair anket çalışmalarımızı müzakere edeceğimiz toplantımızın başta teşkilatımız olmak üzere, ülkemiz çalışma hayatına ve milletimize hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

                                             Şeker-İş Sendikası Genel
                                             İsa GÖK