ŞEKER-İŞ GENEL BAŞKANI İS GÖK’ÜN ŞEKER SANAYİNİN 100. YILINA İLİŞKİN RÖPORTAJ METNİ
Öncelikle 1963 yılından bugüne Şeker-İş Sendikası olarak, üreten gücün sesi olma misyonuyla evimiz, yurdumuz ve geleceğimiz olarak gördüğümüz fabrikalarımızın bugün ulaştığı 100. yaşın haklı onurunu ve gururunu yaşamaktayız. Türkiye’miz yüzyılını geride bırakmanın coşkusu içerisindeyken, peşinden vakur ve güçlü adımlarla ilerleyecek sanayimizin nice yüzyıllara kavuşmasını can-ı gönülden temenni ediyorum.
Bu vesileyle ayrıca, şeker sanayimizi kuruluşundan bugünlere getirenleri ve emeği geçen herkesi minnet ve şükranla yâd ediyorum. Bugün büyük özverilerle emeğini sunan başta sanayinin kıymetli çalışanlarına, pancar üreticilerine, sendikamız teşkilatına, sanayimiz yöneticilerine ve omuz veren her paydaşımıza teşekkürlerimi sunuyorum.
100 yıllık kıymetli mirasımızın ilk yıllarından söze başlamak gerekirse; 1926-1980 yıllarında tarım, sanayi, teknoloji ve insan gücünün devletimiz himayesinde taşıdığı o vizyoner yaklaşımın ve o muhteşem omuz omuza birlikteliğin ne denli mühim olduğunun altını çizmek istiyorum.
Esasen ben bu dönemi bir “kuruluş efsanesi” olarak değerlendiriyorum.
Hikâye, İzmir İktisat Kongresi ile başlamıştır. Şekerde dışa bağımlılığı azaltmak ve sonlandırmak üzere, yerli sanayinin temellerinin atılma süreci için işaret fişeği atılmıştır. Dönemin başlangıcında yerli müteşebbis, yabancı teknolojiyi getirerek fabrikalarımızın kurulmasına öncülük etmiş, devletimiz ise müteşebbisi destekleyici yasal mevzuatla süreci teşvik etmiş ve güçlendirmiştir.
Yerli şeker sanayinin ilk on yılı tamamlanmadan, 4 fabrika (Uşak, Alpullu, Eskişehir, Turhal) kurulmuş ve işletmeye açılmıştır. Bu fabrikaların üretimi, şeker talebini karşılamakta yetersiz kalınca, yeni yatırımlara ihtiyaç duyulmuş, bu noktada ilk adım olarak, ayrı şirketler halindeki dört şeker fabrikası, üç milli bankamızın eşit paylarla ortak oldukları tek bir şirket çatısı altında toplanmış(1935), Türkiye Şeker Fabrikası A.Ş. kurulmuştur.
1950’li yıllara kadar, zaman zaman tevsi edilen bu dört fabrika tarafından sürdürülen şeker üretiminin artırılmasına ve giderek artmakta olan ithalatın azaltılmasına yönelik olarak, 1951 yılında " Şeker Sanayi'nin Tevsi Programı" ile yeni şeker fabrikaları kurulması dönemine girilmiştir. Şeker sanayinin yatırım hamlesini simgeleyen 1953-1956 yılları arasında kurulan 11 fabrikanın (Adapazarı, Amasya, Konya, Kütahya, Burdur, Susurluk, Kayseri, Erzincan, Erzurum, Elazığ ve Malatya) açılmasıyla birlikte fabrika sayısı 15’e ulaşmıştır.
Bu süreçte, şeker pancarı tarımı ve şeker üretiminin entegrasyonu için çok önemli bir yapılanmanın adımları daha atılmış, pancar tarımında kooperatifleşme süreci başlatılmıştır. Tarımda makineleşme hareketi, 1948 yılında başlamış, 1950'den sonra hız kazanmıştır. 1980 yılına kadar 3 fabrika (Ankara, Kastamonu, Afyon) daha kurularak şeker fabrikası sayımız 18 olmuştur.
Bu dönemde bir diğer gelişme, kuruluşlarından 1990'lı yılların başına kadar, sevk ve idareleri ile finansman işleri (mali, idari, teknik, ticari, zirai ve hukuki) Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. tarafından yürütülen Sınırlı Sorumlu Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği (Pankobirlik)’e bağlı Amasya, Kayseri, Konya Şeker Fabrikalarının, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’ye verdikleri tedvir yetkilerini kaldırmaları olmuştur. Amasya Şeker Fabrikası 1991'de, Kayseri ve Konya Şeker Fabrikaları 1992 yılında Yönetim Kurulu kararları ile tedvir yetkilerini kaldırarak Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği (PANKOBİRLİK) bünyesine geçmiştir.
Bu dönemde bir diğer önemli adım ise, fabrikaların makine-tesis ve yedek parça ihtiyaçlarının yabancı firmalar yerine yerli ve milli olarak imal edilmesi yönündeki girişimler olmuştur. 1933 yılında Eskişehir Şeker Fabrikasında kurulan atölyeler ile Makine Fabrikalarının tohumları atılmıştır. 1951-1962 yıllarında kurulan Şeker fabrikalarının makine ve tesislerinin önemli bir bölümü Eskişehir, Turhal ve Erzincan da bulunan atölyelerde imal edilmiştir.
Emek yoğun şeker sanayinin en önemli bileşenlerinden ve “olmazsa olmazları”ndan olan işgücüne yönelik "İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun" çerçevesinde, Şeker Sanayi'nde ilk işçi sendikası, 1948 yılında Eskişehir'de kurulmuştur. 1950-1952 yıllarında üç sendikanın daha faaliyete geçmesinin ardından 1953 yılında bu sendikalar bir çatı altına alınarak "Türkiye Şeker Sanayi İşçi Sendikaları Federasyonu", 1963 yılında da SENDİKAMIZ ŞEKER-İŞ kurulmuştur.
Gerçek bir başarı hikâyesi olan bu dönemin “özne”sinin insan olduğuna da ayrıca ve özellikle dikkat çekmek isterim. Şeker fabrikalarının sadece bir üretim üssü olmadığı, “ kampüs” mantığıyla kurulan, sosyal yapıya ve kültürel hayata katkı yapmaya yönelik yatırımlara ve etkinliklere imkân sağladığına bizzat şahit oldum. Okulları, spor imkânları ve aktiviteleri, sinemaları, camileri ve kreşleri bunların en yaygın örnekleridir. Ayrıca sosyal ve ekonomik amaçlı fabrikalar bir elmanın iki yarısı gibi birbirlerini tamamlayan kuruluşlar olmuştur.
Özetleyecek olursak, ben bu dönemi, tarımı, sanayisi, teknolojisi, sosyolojisi, işgücü ve yasal altyapısına yönelik ihtiyaçları çok iyi okuyan, şeker sanayi için gerekli tüm bileşenleri bir araya getiren milli bir güç birlikteliği olarak değerlendiriyorum. Ben bu dönemi, ithal şekere karşı yerli şekerin, yabancı teknolojiye karşı yerli imalatın şekillendiği, şeker pancarı tarımı ve istihdamda yerli ve milli kaynakların varoluş savaşının verildiği bir dönem olarak çok önemsediğimi vurgulamak istiyorum.
1981-2000’li yıllara baktığımızda ise bu dönemin üst başlığı kamu sermayesi-özel sermaye ikilemi olarak ele alınabilir.
Kronolojik sırayla ele alınacak olursa, bu dönemin ulusal bazda gelişmelerinden en önemlileri;
- 1984 yılında yürürlüğe giren Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve
- 2000 yılı Aralık ayında Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’nin özelleştirme kapsam ve programına alınmasıdır.
233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’nin de aralarında bulunduğu KİT'lere yeni yasal hüviyet kazandırılırken, Özelleştirme Yüksek Kurulunun; 20/12/2000 tarih ve 2000/92 sayılı Kararı ile ise Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş., özelleştirme kapsamına alınmıştır. Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş., özelleştirme kapsamına alınmadan, 1982-1997 yılları arasında 11 fabrika (Muş, Ilgın, Bor, Ağrı, Elbistan, Erciş, Ereğli, Çarşamba, Çorum, Kars, Yozgat) daha kurarak kurulu kapasitesini artırmaya devam etmiştir. Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. bununla da kalmayarak, 1998 yılında Özbekistan’ın Horezm eyaletinde bir şeker fabrikası yatırımında konsorsiyum ortağı olarak rol almış ve yatırımı başarıyla gerçekleştirmiştir.
Diğer taraftan bu dönemde, küresel bazda, AB ile imzalanan “Gümrük Birliği Anlaşması” olarak bilinen 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı ve DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü) Tarım Anlaşması Türkiye açısından uluslararası alanda önemli gelişmeler olarak değerlendirilmelidir. 1/95 sayılı Türkiye-AB Ortaklık konseyi kararı ile, sadece sanayi ürünleri ve işlenmiş tarım ürünleri kapsam içine alınmış, şeker de dâhil olmak üzere geleneksel tarım ürünleri ise kapsam dışı kalmıştır. Şekerin girdi olarak kullanıldığı işlenmiş tarım ürünlerinde yeni gümrük vergileri tespit edilmiş, bu ürünlerdeki tarım ve sanayi payı ayrıştırılmış, sadece sanayi payı vergi muafiyetine tabi tutulmuştur. DTÖ Tarım Anlaşması; tarım sektörüne yönelik tarife dışı engellerin gümrük tarifelerine çevrilmesi ve düşürülmesi, ihracata sağlanan sübvansiyonların azaltılması, iç desteklerin sınırlandırılması argümanları çerçevesinde küresel ticaretin serbestleştirilmesini hedeflemiştir. Bu çerçevede, Türkiye de şeker için bazı taahhütler vermiştir. Bunlardan en önemlisi şekerde % 150 olan ithalat vergisinin % 135’e indirilmesi olmuştur.
Küresel bazdaki gelişmeler çerçevesinde, Türkiye’nin ticaretin serbestleştirilmesi sürecinde aldığı bu pozisyonu ve vermiş olduğu taahhütleri şeker sektörümüz açısından genel olarak başarılı olarak değerlendiriyorum. Geride bırakılan 30 yıllık süreçte, Dâhilde İşleme Rejimi (DİR) gibi uygulamalar dışında Türkiye şekerde yabancı ülkelerin pazarı haline gelmemiştir. Bununla birlikte şekerde “ihracat sübvansiyonu” taahhüdünde bulunulmamış olmasını kaçırılmış önemli bir fırsat olarak değerlendiriyorum.
Dönem ile ilgili olarak, ülke bazındaki resimde bir yandan 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile KİT’lere eskiye oranla çok daha kurumsal bir perspektif çizildiği, “görev zararları” nın Hazine tarafından karşılanması suretiyle destekleme yaklaşımının korunduğu, öte yandan, liberal ekonomi ve kamu kesiminin yeniden yapılanma çalışmaları çerçevesinde özelleştirme eliyle kamu kesiminin ekonomideki ağırlığının azaltılmasının gündeme oturduğu görülmektedir.
2001-2025 dönemi ise sektöre yeni yasal altyapı, özelleştirme, varlık fonu, yeniden KİT statüsü gibi konularla ciddi gelişmelerin yaşandığı, Sendikamızın ise ciddi bir mücadele yolculuğunda bulunduğu bir süreç olmuştur.
Kronolojik sırayla bakıldığında, bu döneme damga vuran gelişmelerin en önemlilerinden birisi, 4634 sayılı Şeker Kanunu’nun 2001 yılında yürürlüğe girmesidir. Kanunun temel felsefesi ve amacı, Türkiye’de kendine yeterli şeker üretiminin sağlanması, bu temel kabule dayanarak şeker üretiminin planlanması ve üretici şirketler arasında paylaştırılmasına dair usul ve esasların belirlenmesidir.
Bu işlevlerin yerine getirilmesi amacıyla “ bağımsız idari otorite” niteliğinde Şeker Kurulu ve Kurumu oluşturulmasını hükme bağlayan yasa ile kamu, kooperatif ve özel sektör paydaşlarından oluşan karar organı olan Şeker Kurulu teşekkül ettirilmiştir. Ayrıca Yasa ile o tarihlerde üretimi 400 bin tonlara ulaşan nişasta bazlı şekerler Kanun kapsamına alınmış, pancar şekeri sektörünü bozucu etkileri kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Aralık 2017’de 696 sayılı KHK ile Şeker Kurumu, organları ile birlikte lağvedilmiş, görev ve yetkileri Tarım ve Orman Bakanlığı’na devredilmiştir. Bu arada özelleştirmeye ilişkin girişimler kapsamında 08/10/2007 tarih, 2007/57 sayılı ÖYK kararı ile Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. deki kamu hisselerinin tamamı özelleştirme programına alınarak ÖİB’ye devredilmiştir. Sendikamızın söz konusu karara karşı açtığı dava süreçleri sonucunda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından 12/06/2008 tarihinde, 2007/57 sayılı ÖYK kararı hakkında yürütmeyi durdurma kararı alınmıştır. Bu defa da, ÖYK’nın 12/08/2008 tarih, 2008/50 sayılı kararı ile Türkşeker, yeniden özelleştirme programına alınarak portföy grupları halinde satışı gündeme gelmiştir. Birbirini takip eden dava süreçleri, ihaleler, ihale iptalleri sonunda, özelleştirme sürecinde gelinen son aşamada, 20.02.2018 tarihinde T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından 14 fabrikanın (Afyon, Alpullu, Bor, Burdur, Çorum, Elbistan, Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Kırşehir, Muş, Turhal ve Yozgat Şeker Fabrikaları) özelleştirilmesi için ihale süreci başlatılmıştır.
Bu kapsamda, fabrikalardan 10 adedinin (Afyon, Alpullu, Bor, Çorum, Elbistan, Erzincan, Erzurum, Kırşehir, Muş, Turhal) satış ve devir işlemleri tamamlanmış, Burdur, Yozgat ve Ilgın Şeker fabrikalarının satışı ise 25.12.2018 tarihli ve 505 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile iptal edilmiştir.
Tüm bu sürece baktığımızda; Sendika olarak sektörün geleceğini yakından ilgilendiren Şeker Kurumu’nun kapatılması, özelleştirme işlemleri ve Nişasta Bazlı Şeker kotaları olmak üzere sektörün sorunlarına dair her adımda, bahsettiğim her süreçte, güçlü, etkili ve meşru bir sendikal mücadele yürüttüğümüze inanıyorum.
Sendikamız tarafından şeker sanayinde neredeyse son çeyrek asırda damgasını vuran özelleştirme işlemleri karşısında özelleştirme sürecinin kamusal yarar doğrultusunda yeniden şekillendirilmesi mücadelesi verildiğini söylemek yerinde olur. Bu mücadele hangi kanallardan verildi derseniz; Türkiye şeker fabrikalarının özelleştirme girişiminin miladı olan 2000 yılından bugüne, gelecekte yaşanması kuvvetle muhtemel olumsuz gelişmeler karşısında alınabilecek önlemlerin bilgi ve belgelere dayalı olarak objektif değerlendirmeye açık, çok katılımlı sempozyum, çalıştay, zirve, uluslar arası istişare, çeşitli kampanyalar, rapor, basın-yayın çalışmaları yanında hukuki süreç gibi birçok alanda eşanlı büyük bir özveri sürdürülmüştür. Bu dönemde hukuk kararları olsun, dava süreçleri, öneri niteliği taşıyan raporlar, yurtdışı incelemeler/ziyaretler ile değerlendirmeler olsun tüm bu çalışmalar ulaştığımız her kanatta paylaşılmış, karar vericiler ve kamuoyu nezdinde bilgilendirme sağlanmıştır.
Diğer taraftan sektörü tümüyle çıkmaza sürükleyecek ve kimsenin sahiplenmediği bir “kapatma” kararı ile sarsılan Şeker Kurumu’nun 2004 yılında kapatılmasının ardından Anayasa Mahkemesine taşıdığımız cansiperane mücadele sonuç vermiş ve yaklaşık sekiz ay kapalı kalan Şeker Kurumu tekrar görevine başlamıştır.. Keza, 2017 yılı Şeker Dairesi’nin Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlanması sürecinde de gerek kamuoyu gerekse de idari kademelere bilgilendirme sağlayarak, sektörün uzmanlaşmış bir Kurum ve katılımcı anlayışla oluşturulmuş bir Kurul tarafından yönetilmesine ihtiyaç duyulduğu bildirilmiştir. Bu nedenle bugün halen hemen hemen her çalışmamızda ve bilgilendirme raporumuzda ülkemiz şekeri için paydaşların yer aldığı bir bağımsız kurul merkezinde yeniden Şeker Kurumu’nun işlerlik kazanması gerektiğini savunuyoruz.
Yine 2005 yılından itibaren NBŞ kotasının düzenli olarak arttırılmasına dair idare kararlarına davalar açarak ve iki pazarlama yılı dışında, toplam dokuz pazarlama döneminde yapılan artışlar hukuka aykırı bulunmuştur. Bununla beraber lobilerin büyük üretim çabalarına rağmen yapılan ciddi bir kamuoyu oluşturularak; sempozyum, bildiri, rapor vb çalışmalar sonrasında büyük bir farkındalık yarattığımızı çok net bir şekilde söyleyebilirim. Hemen ardından 2018-2019 yıllarında alınan kararlar ile de Şeker İş’in mücadelesindeki haklılığın bir kabulü olarak her yıl yüzde 10 üzerinde artış yaşanan kota oranlarında “NBŞ tüketiminin azaltılmasına yönelik bir girişim olarak” önce yüzde 5, sonrasında yüzde 2,5 olmak üzere azaltılmaya gidilmiştir. Ayrıca yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların(YYT) kullanımının kısıtlanması mücadelemiz de sürmektedir. Baktığınızda 2014-2023 döneminde YYT net ithalatı yıllık ortalama büyüme hızı miktar bazında % 11,9 iken pancar şekeri üretimindeki yıllık ortalama büyüme oranı ise %5,5 olarak gerçekleşmiştir. Sonuç olarak ithal edilen YYT lerin büyüme hızındaki artışın önüne geçilmesi kamu sağlığı ve pancar şekeri sektörü için olmazsa olmaz önemdedir.
Tüm bu meselelerde dünyada yaygın olan STK faydasının, yani STK’ların özellikle fayda yaratmasını, politikacıların ve siyasetin karar verme sürecinde bilgi birikimleriyle ve bağımsız uzmanlık hizmetleriyle yarar sağlamalarını bir başarı kriteri olarak görülmesinin ülkemizde herhangi bir zorunluluğu olmamasına rağmen Şeker-İş bunu başarmış bir kurumdur. Bu neden kıymetlidir peki diye sorarsanız; kamu yarar ve sağlığı söz konusu olduğunda, çalışanların temsilcisi olan sendikalar, sadece çalışanları ilgilendiren meselelerde değil sektörün ve şirketin geleceğini etkileyen süreçlerde de konuşturulmalıdır. Başta işyerindeki istihdamın nitelik ve niceliğinin belirlenmesi süreci olmak üzere tüm işleyişte Sendikaların düşüncesinin alınması, özellikle de stratejik işlerde bağlayıcı görüşünün değerlendirilmesi, Türkiye’nin önünü açabilecek bir değişim, yenilik olacaktır. Toplu iş sözleşmelerinde de bunları konuşmamız gerektiği düşünüyorum.
Süreç bakımından devam edecek olursam, 2021 yılında iki önemli gelişme daha kaydedilmiş, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. önce 29/4/2021 tarihinde Cumhurbaşkanı Kararıyla özelleştirme kapsam ve programından çıkarılarak Türkiye Varlık Fonu’na devredilmiş; akabinde de 12/11/2021 tarihinde Cumhurbaşkanı Kararıyla, Tarım ve Orman Bakanlığı ile ilgilendirilmiştir. Bu noktada çapraz denetim fonksiyonunun şeker sektörünün sürdürülebilirlik kabiliyetini güçlendiren temel bir mesele olduğunun altını çizerek, şeker sektörünün hammaddeyi garanti altına alan, birbirini denetleyen üretici, işçi, devlet ve diğer sosyal katılımcılar ayağıyla yapılandırılması, “sektörde sosyal diyalogun hâkim kılınması” gerektiğini dünden bugüne her zaman vurguladığımızı belirtmek isterim.
Diğer yandan bu dönemde en önemli küresel gelişme, 1968 yılından beri sürmekte olan AB şeker rejiminde reforma gidilmesi olmuştur. Ortak Tarım Politikasında yapılan değişiklikler çerçevesinde, şeker sektörünün yapılandırılmasına yönelik yardım ve destekler sağlanarak tanınan geçiş süreci ile sektörün reformun sonuçlarından olumsuz etkilenmemesi hedeflenmiştir. “Küçülerek güçlenme” olarak tanımlanabilecek reform süreci sonunda, 2016/17 pazarlama yılının bitiminde şeker kotaları kaldırılmıştır. Daha rekabetçi ve piyasa odaklı bir AB şeker sektörüne doğru yol almak üzere hayata geçirilen reform çok sayıda fabrikanın faaliyetinin sona ermesiyle sonuçlanmıştır.
Bu dönemde küresel piyasaları ve ticareti doğrudan ve dolaylı olarak etkileyen bazı gelişmelere de değinmekte yarar görüyorum. Pandemi süreci, Ukrayna-Rusya savaşı ve son dönemde Suriye’de yaşanan gelişmeler, ekonomik krizler ve ticaret savaşları reel sektör için giderek daha öngörülemez bir geleceğe ve daha oynak bir piyasaya işaret etmektedir.
Az önce değindiğim AB şeker reformundan beklenen, reform öncesi döneme göre daha düşük ve rekabetçi fiyat ortamının oluşması iken 2022 yılından itibaren iç fiyatlar reform öncesi dönemin çok üzerine çıkarak adeta reform sürecini boşa çıkartmıştır. Bu nedenle sektörümüzün öncelikle olası küresel risk ve şoklara dayanıklı hale getirilmesi, daha sonra da Dünya ile rekabet edecek güce ve teknolojik bünyeye kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum.
Türkiye 18 yıl süren özelleştirme sürecini geride bırakırken, yatırımlar ve modernizasyon açısından mesafe kaydedemediği gibi işgücünde motivasyon kaybının olumsuz etkilerini yaşamak durumunda kalmış, geçici işçi sorunuyla mücadele etmiş, taşeron işçilikler yetişmiş ve vasıflı işgücünün yerini almaya başlamıştır. Bunun da verimlilik ve sektörün gelişimi üzerinde ister istemez olumsuz etkisi olmuştur.
Dünya’da ise bu süreçte, tüketici odaklı lojistiğe, tedarik zincirinin dijital dönüşümüne, ölçek/kapasite artırımına, enerji tasarrufuna, karbon dioksit emisyonunun azaltılmasına, kömürle çalışan fabrikaların doğal gaza dönüştürülmesine yönelik yatırımlar yapılmakta ve hedefler belirlenmektedir. Avrupa Birliği’nde 2030 yılına kadar doğal gaza dönüşümün tamamlanması planlanmaktadır. 2050 yılına kadar fosil yakıt kullanımına tamamen son verilerek, yenilenebilir enerjiden yararlanılması gündemdedir. AB şeker sektörü, “Green Deal-Yeşil Mutabakat” çerçevesinde sera gazı emisyonlarını 2030 yılına kadar % 55 oranında düşürmeyi hedeflemektedir. Şeker pancarı ve şekerin, konvansiyonel kullanımı dışında, diğer kullanım alanlarının araştırılması çalışmaları devam etmektedir. Sürdürülebilir tarım için dijital dönüşüm, yenilenebilir enerji direktifi kapsamında hidrojen üretiminin artırılması yönünde mesafe alınmaya devam edilmektedir.
Son söz olarak tekrar, Türkiye Şeker sektörünün 100’üncü yılını idrak etmeye hazırlandığımız süreçte, Türkiye şeker sektörünün öncüsü, öğretmeni, pusulası ve belkemiği olan Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’nin ve ülkemiz şeker sektörünün bundan sonra yapılacak yatırımlarla güçlendirilerek Dünya ile arasındaki mesafeyi kapatacağına yürekten inanıyorum. Türkşeker yönetimi nezdinde fedakâr tüm Türkşeker çalışanlarına, emekçilerine, pancar üreticilerine, sektöre katkı sunan tüm paydaşlara minnet ve şükranlarımı sunuyor, nice başarılı 100 yıllar diliyorum.
İsa GÖK
Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası Genel Başkanı



