Logo 1 Logo 2 EFFAT IUF
04.08.2026 1 tekil ziyaret

GIDANIN GELECEĞİ ELLERİMİZDE ZİRVESİ KONUŞMA METNİ MAYIS 2022

Sayfayi Paylas

Sayın Çevre Bakanım, Sayın Çalışma Bakanım,

Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü’nün Değerli Türkiye Temsilcisi,

Türk-İş’imizin Değerli Genel Başkanı,

Sivil Toplum Kuruluşlarımızın Kıymetli Temsilcileri,

Yabancı Büyükelçiliklerin Değerli Temsilcileri,

Ülkesi için katma değer yaratan 

ve üreten işveren ve işçi kardeşlerim,

Oturumumuzu şereflendiren siz değerli konuşmacılarımız,

Bugün bir ilki daha gerçekleştirecek olmanın ayrı bir heyecanı, gururu ve kıvancıyla Gıdanın Geleceği Ellerimizde zirvemize hoş geldiniz diyor, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Neden bu zirveyi yapıyoruz?

Öncelikle şuna inanın bu sempozyumda toplanmamız, kesinlikle bir tesadüf değil. 

Artık bazı şeyleri süzgeçten geçirmenin zorunluluğunu hepimiz biliyoruz ve her şeyin farkındayız. 

İşte bu sebeple farkındalığımızı harekete geçirerek, sanal gözlüklerimizi çıkarıp dünyaya farklı gözlerden bakabilmenin yollarını aramak üzere bugün bir araya geldik.

Sanal gerçekliklerin ileri boyutlara ulaştığı acı ve gözyaşlarıyla dolu evrende herkesin şapkasını çıkartıp önüne koyması gereken bir yüzyılı yaşıyoruz. 

Savaşlarla sınanan, açlıkla imtihan edilen ve milyonlarca insanın yok oluşuyla sonu henüz belli olmayan bir evrilme yüzyılından bahsediyorum.

Bizler, farklı milletlerden, farklı kültürlerden, farklı renklerden, farklı inanış şekillerinden olsak da gururla, iftiharla gelecek nesillere anlatacağımız çok şeylerimiz olduğunu düşünüyorum. 

Cumhuriyet Kuşağı olan Atalarımız tarafından emanet edilen, ülkemiz ve dünya denilen bu mirası, kendi ellerimizle yok etmek gibi bir seçeneğimiz kesinlikle olmamalı. 

YAŞAMALIYIZ AMA YAŞATMALIYIZ…

Değerli konuklar;

Konuşmamın bu bölümünde sizlere farklı bir perdeden sunum yapmak, konuyu sempozyum konumuzla bağlamak ve biraz da, bu konudaki eleştirilere ve özeleştirilere yer vermek istiyorum.

A’dan Z’ye alfabeyle isimlendirdiğimiz neslimizden bahsetmek istiyorum.  

Z Kuşağı, teknolojiyi hızlı şekilde kavrayan bir nesilken, X kuşağı, yeniliklere açık ama geleneklerine bağlı ve birçok icada tanıklık eden bir nesildir.

Y kuşağı ise X ve Z kuşağı arasındaki dönemi temsil eder.

Gelelim benim de içinde bulunduğum nesil yani 1946-1964 yılları arasında doğan kuşağa.. 

Sadakat duyguları yüksek, çalışkan, kanaatkâr bir jenerasyon..

Farklı yapıda ama övgü duyulacak dört nesil…

Neden bu dört nesli sizlere anlattım? Elbette tüm nesillerin farklı ve önemli özellikleri var. Bu vesileyle bizlere bu güzel vatanımızı bedel ödeyerek kazandıran neslimizi de rahmet ve minnetle yâd etmek istiyorum. Önlerinde saygıyla eğiliyorum.

Yıllar geçiyor, teknoloji olanca hızıyla ilerliyor ve buna bağlı davranış şekilleri de değişebiliyor. 

Bir gerçek var ki, Dünyayı daha yaşanabilir kılmak artık yeni nesillerimizin ellerinde. O halde vakit kaybedilmeden yapılması gereken tek bir şey var; 

1946-64 yılları kuşağının sadakat ve çalışkanlığı ile Z Kuşağı’nın teknolojik ve pratik zekâsını, geleneklerine bağlı X kuşağı ile çevreye ve dünyaya duyarlı Y kuşağıyla birleştirerek yeni bir neslin temellerini atmak.

Burada hepimize önemli görevler düşüyor.

Değerli Konuklar;

İnsanlık için önce iyi insanlar yetiştirmeliyiz diyoruz.

Bu konunun sorumluluk alanı gerçekten çok büyük.

Her birimiz üzerimize düşenin gereğini layıkıyla yerine getirdiğimizde, inanın yarınlarımız daha güzel olacaktır. 

Farklılıklarımız, fikir çatışmalarımız, ayrılıklarımız olabilir. 

Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. Yaklaşınca canları yanar, uzaklaşınca üşürler. En sonunda hem kendilerini soğuktan koruyacak hem de dikenlerin batmayacağı bir mesafeyi ayarlarlar.

Bizler de tıpkı kirpiler gibi birbirimize zarar vermeden sorunları çözebiliriz.

Evet!

Gelecek; kapının arkasında değil, yanı başımızda ve şu anda tasarım aşamasında. Eğer bizler gelecekte var olmak istiyorsak, tarım ve gıdanın geleceğine katkı sunmak zorundayız.

İklim krizi, hepimizin ortak suçu. 

Son 10 yıldır yaşanan iklim değişikliği daha yıkıcı olmaya başladı. Bu da gelecek yıllarda gıda krizini tetikleyecek en önemli faktörlerin başında geliyor. İklim krizi ve ona paralel ortaya çıkacak olası bir gıda krizinin, tüm dünyada yeni bir göç dalgasını derinden tetikleyeceği de büyük olasılıklar arasında.

Geçmişi değil ama geleceği değiştirebilir, iyileştirebiliriz. “Gıda egemenliği, kendi kendine yetebilme” hedefleri artık tarım ve gıdanın milli bir mesele olduğu gerçeğini iyice ortaya koyuyor. 

Aksi halde şeker sektörümüzde olduğu gibi kriz ve risk senaryoları stratejik ürünlerimizin isimlerinin yanından bir türlü ayrılamıyor. Ülkemiz şeker sektöründe yaşanan zorlu mücadeleye rağmen dün alınmayan kararların bugün yarattığı sonuçları görüyoruz. O nedenle milli fikir, karar ve icraatların ne denli önemli olduğunu esasen yaşamadan, fakat yaşadıysak da ders çıkararak hayata geçirmemiz gerekiyor.

Bununla beraber tarlada çalışandan, fabrikada üretene ve evde sofrayı kuran her bireyin gıdanın geleceğini, özellikle de güvenilir gıdaya erişimde daha sürdürülebilir politikalar üretme noktasındaki etkisi göz ardı edilmemelidir.

Bugün gıda krizinin en somut yaşandığı 55 ülke veya bölgede 5 yaş altı 16 milyon çocuğun durumu gerçekten çok kritik. 16 milyon çocuk öldü ölecek durumda. 

Dünya genelinde 150 milyon çocuk ise beslenme yetersizliğinden muzdarip. Akut gıda sorunu yaşayan sadece 98 milyon insan Afrika'da yaşıyor. Bunu biz söylemiyoruz. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü yetkilileri söylüyor ve durum gerçekten çok vahim.

Son 5 yıla bakıldığında, Türkiye'de yıllık ortalama 26 milyon ton gıda israf edilmiş. Bir kamyonun 10 ton çöp taşıdığını hesaba katarsak, yılda 2,5 milyon kamyondan fazla gıda çöpe atılıyor.

Ekmek israfı ise korkunç boyutlarda. Türkiye’de her gün 5 milyondan fazla ekmek israf ediliyor.

İsraf israfı getirir derler ya!..

                                                            *

Sadece tarladan soframıza gelen 1 dilim ekmek için harcanan su miktarı ne kadar tahmin edin?

40 litre.

Sağdan çarpın, soldan çarpın. Nereden çarparsanız çarpın, toplayın, bölün, çıkarın. Karşımıza korkunç parasal rakamlar çıkıyor.

Yazık, gerçekten çok yazık…

Değerli konuklar,

Gıda güvenliği sadece bir ülkeye mahsus değildir. Bu sorun bir milli güvenlik sorunu haline gelmiş ise sadece Türkiye’nin değil, tüm dünya ülkelerinin sürdürülebilir stratejik bir milli gıda politikası oluşturması gerekmektedir.

Aksi takdirde, bugün bana yarın sana mantığı devreye girecektir.

Çünkü bugün burada, bu toplantıyı yaptığımız şu saatte, dakikada hatta saniyede kim bilir kaç çocuk, kaç insan daha açlıktan, temiz su bulamamaktan ölmüş olacak? Kaç anne baba daha çaresizlikten kendi elleriyle evladını toprağa verecek? 

Bunu düşünmek bile istemiyorum.

Obeziteye harcanan parayla açlığın yok edilebileceği gerçeğini hepimiz biliyoruz.

Öyleyse, açlığın kurgusallığının da olmayacağını bilmemiz gerekiyor. 

Daha nereye kadar Açlık Safarisi yapılacak?

                                                               *

Teknolojinin baş döndürücü hızda ilerlediği bir yüzyılda özellikle son aylarda Metaverse’ü (Metavörsü) yani kurgusal evren denilen olguyu, şimdiden zihinlerimize yerleştirerek hayatımızın bir parçası haline getirmeye çalışıyoruz. Sanal paraların, sanal arsaların, sanal evlerin satın alınabileceğini görüyoruz.

Eğer Metaverse (metavörs), ‘Hayal et yap’ mantığıyla hareket edecek ise o zaman açlığın hayalini değil de, herkesin eşit bir şekilde ihtiyacı kadar doyduğu bir dünya düzeni hayal edildiğinde çözüm sağlanmış mı olacaktır? 

Öncelikle gerçek dünyayı doğru analiz etmeden sanal dünyanın içine girmek ne kadar gerçekçidir? 

Gerçek dünyayı sanal dünyaya adapte ederken, çok dikkatli davranmak gerekmektedir.

Bugün metaverse (metavörs) konuşurken level (levıl) atladık diyoruz. Ama bir şeyi unutuyoruz. 

Dünyanın bir tarafında tıka basa midesini dolduran, yiyemediğini çöpe atan bir kitle varken, diğer tarafında açlıktan çocuklar ölüyorsa ve buna hala kayıtsız kalınıyor ise bunun adı ne kalkınmadır ne de refahtır.

Bu olsa olsa kendimizi kandırmaktır. 

O nedenle,  vakit kaybetmeye tahammülümüzün kalmadığı bu dönemde, artık eşitsizlik ve adaletsizliği ortadan kaldıracak adımlar atılmalıdır.

Bugün bu toplantı sona erdiğinde ve hepimiz buradan ayrılıp evlerimize işyerlerimize, şehirlerimize döndüğümüzde, dünyanın bir tarafında yine insanlar açlıktan ölecek, yine feryatlar yükseliyor olacaktır. 

Eğer sorunlara duvar örmek yerine çareler ararsak, gözü yaşlı tek bir çocuğu bile yatağına tok gönderebilirsek inanın, insanlık vazifemizin belki de kalplere dokunan en güzel yanını sergilemiş olacağız. 

İşte bu yüzden, konuşmamın başında ifade ettiğim gibi iyi insanlar yetiştirmemiz lazım diyoruz.

Bir insanın açlıktan ölmesi kadar utanç verici bir insanlık hakkı ihlali düşünemiyorum. 

Öyle ise; 

Değerli konuklar,

Konuşmamı sonlandırırken, gelin hep birlikte sanal Cennetler yaratmak yerine insanlığa hizmet ederek, özellikle çocukların yatağa aç ve susuz girmeyeceği, tok insanın aç insanın halinden anlayacağı iyi niyet ve duyarlılığın zirveye çıkacağı gerçek Cennetimizi yaratalım.

Ellerimizi birleştirip, sadece gıdanın geleceğinin değil, dünyanın geleceğinin bizlerin ellerinde olduğuna hep birlikte inanalım, insanlık adına birbirimize söz verelim. 

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.